Bir vatandaş olarak talebim Cumhurbaşkanımızdan şudur:
(Hani Mesut Yılmaz siyasi hayatıma mal olsa da, 8 yıllık kesintisiz eğitimi gerçekleştireceğim demişti ya, öyle olmaz o iş, böyle olur kabilinden)
(Siyasi hayatıma da mal olsa, tüm Türkiye'de kentsel dönüşümü gerçekleştireceğim) demesidir ki eminim, siyasi hayatı, bu deyiş ile bereketlenecektir, bitmek bir yana.
Bunca ölümü, yıkımı engellemek çok sıradan bir çözüm ile mümkün, ama nedense bu olmuyor:
Deprem riskli alanları konut, işyeri imarına kapatır, orman, park, spor tesisi gibi kullanıma tahsis edersiniz ve oralara illa da bina dikilecekse, Japonya örnekliği şartı getirirsiniz, bu kadar.
Bu imar barışı mevzusu büyük bir fiyasko ve ciddi bir sorumluluk olmuş değil midir?
Zemin ve bina uygunluğu gözetilmeden, insanları, depremlerde göçecek binalarda iskanlandırmak, en hafifinden öldürmeye teşebbüs suçu olarak algılanmadıkça, bu yanlış sonlanmayacaktır.
*
Ahmet Midik bey eklemesi: "Ülkemizde bilhassa 1980 yıllardan bu yana çarpık kentleşme herhangi bir kontrole tâbi olmadan sürmektedir. Örneğin İstanbul 16 milyonu aşkın nüfusu ile bir mega kenttir. Ama bir başka bakış açısıyla mega üstü bir köydür. Ankara İzmir Bursa gibi metropollerin kentlerimizin en gelişmiş ilçelerinde bile gecekondular vardır ve hayatlarını sürdürmektedir. Kentsel dönüşüm kararı verilmiş bölgelerde işler yürümemekte, herkes sıkıntılarını seslendirmesi sürdürüyor mu?"
*
Emperyalistler, Türkiye'yi yeniden sömürge bölgesi etmek için, önümüzdeki zaman zarfında, önce, Mehdi hareketini kullanacaklar, başarılı olamazlarsa, bir deprem sonrası yıkımı bekleyecekler, ya yardım ayağına, ya da direkt ortam bulup yönetime el koyacaklar içerideki ajanları vasıtasıyla.
Bu sebeple nükleer silah caydırıcılığı önemli ki, bu olunca, oraya buraya harcanan emek ve para, bir kentsel dönüşüme kanalize edilebilsin.