Bendeniz yerli ve milli bir siyaset inşa etmedeki gönülsüzlükleri sebebiyle muktedirlere kızgınım. Parti pırtı ile milleti saçma sapan ayrılıkların kucağına atanların hamakatını sürdürmek ve ilkesiz, sadece nam, şan, heves, çıkar için, güce, makama talip olanlara asfalt çalışmaları yapmalarından anladığım şu ki, gram samimiyetleri yok, hizmetçisi olduklarını iddia ettikleri değerlerin sırtına binip, emelleri için yol almadalar sadece.
Çok mu ağır oldu?
Kanımca az bile.
Siyasi etik yasasının hayata geçmesi söz konusu olmuyorsa, ne laf etsek az kalır.
--
Siyasi etik yasası şudur: Siyasi bir gayrete girenlerin, bu iş ile meşguliyetleri sonrası, kendilerinin ve hısım akrabalarının yaşam standartlarında, memaliklerinde farklılık oluşursa ona ve nemalananlara kan kusturucu müeyyideler ihdas etmek ki bu olmadıkça siyaset kir ve pasaktan kurtulamaz.
--
Salladıkça şakırdatmak
Elindeki güç ile diğerinden kendini üstün bilip malzemesiz, yandaşsız söyleyemeyeceğini, iktidar ile söyleyen ve başkaya söyletmeye çalışan niceler aynı tohumun artıklarıdır. Hayvan olmanın vaz geçilmez kaidesince bu hep böyledir. Güçlü gücünü bir yerlerden devşirmişse güç elinde er geç kepaze olur.
Salladıkça şakırdatan, şakırdadıkça da sallatır.
--
Değer yargılarını değere bindirmek
'Güdü değil bu, taş gibi ilke' adına üretip kutsallaştırdığımız her değer ile eksildiğimizi aynada görebiliyoruz.
Üstelik biz takılsak bile zaman işlemeye devam ediyor.
Dün dünya yuvarlaktır diyene ölümü ağzına alanlar bugün de göz kapanınca güneşi görmemenin verdiği rahatlıkla inkar edebiliyorlar aydınlığı; lakin karanlık ışıktan daha eski bir hakikat olmasına rağmen, ışık karanlığın her zaman ebesine giydiren baskın bir realitedir.
Değer yargıları yaşamı anormalleştirdi.
Özü bu.
Örneğin on yedi yaşındaki kız kardeşini on kere yedi yıl yaşamış on yedinci kadına talip adamın koynuna on yedi bin dolara sokan abi, pek bir namusludur ve o kız kardeş sevdalandıysa köyünün yiğit delikanlısına onu on yedi yerinden bıçaklamamak da namussuzluktur.
--
kayanın siniri
bazen acı gülümsetir seni, bazen de gülümsemek acıtır. kasarsın bazen gevşedikçe ve kasman gereken yerde gevşersin de. Almana imkan yokken peşine düşer ve vermeyeceğini bile bile istersin hatta. Asla vermemen gerekeni de veren yine sensin. İstemeden alabilenin sen olduğun gibi. İnsansın; hep bu yüzden... Farklı bir şey yok sana, her şey olağan... Neler gördü yaşam sen var oldukça senden yana. Sana imkansız olmadığı gibi, imkanlar da yetmez sana. Çürütürken yaşlı dünyanı derin nefesinle, hayat veriyorsun bir sonraki kuşağa. Bilmen gerekmiyor, yapıyorsun. En iyisini belki de...