Dünyanın en zelil insanı, ihtiyaç sahibinin işini görüp, bununla, onu kendine teşekkür ve takdire zorlayandır.
Tüm sakatlıklar insandaki tanrılık öykünmeleri kökenlidir.
Bir devlete hakim olması umulan en üstün değer, ahlak olmalıdır ki adalet, hak ve özgürlüklere ihtimam, liyakat ve benzeri her kıymet, ahlakın unsurlarıdır.
Dünyanın en aşağılık işi
Devlette bir makam kapıp, cemaat, parti, ideoloji, klik, mezhep, meşrep, ırk, tarikat v.s. v.s. bilumum cılığını culuğunu devlet kapısından içeri adımını atarken dışarıda bırakmayıp, makamında yandaşına, adamına, dostuna, hocasına, liderine, önderine hizmet eden, fikrinden dininden olmayanı iplemeyen her kim var ise tümünün suratına ağzına kadar dolu büyük bir kova ağız sıvısı boca ediyorum.
Tabi ki insan bir fikre inanca sahip olabilir; ama devlet ise mesele, orada inancını ideolojisini emeline kullananlar, yandaşından gayrını gözü görmeyen holigan tarafçı, talimat ile oturup kalkanlardır Şarkta bizi hep çukurlarda zillette bırakanlar..
Kim Kimdir?
Mehmet, Sabri'nin can dostu, Davut'un azılı düşmanıdır. Annesinin biricik kuzusu, babasının baş belası... Esra'nın soğuk ve ilgisiz eşi, Gülçin'in pamuk yumağı babası, Rana'nın eski varyemez kocası... Ramazan'ın sevmediği amiri, Semra Hanım'ın beğenmediği memurudur... Yılmaz'ı tanımaz, Cihan ile arada selam sabah.
Mehmet, Bakkal Rıza'nın ayaküstü muhabbet ettiği, Kerem'in ayda yılda bir buluştuğudur. Engin onu hiç sevmez, Kazım ise bayılır. Mustafa'ya borcu var, Yunus'tan alacağı... Nedim onu yanlış tanımış, Kemal ise her sözünü ferman bilmiştir. Yahya'ya haksızlık etmiş, Berna'nın kalbini kırmış, Yusuf'un büyük bir derdini halletmiştir.
Roller ve kişiler değişse de sen, ne görüntü yakalamış ise başkası için osun. Muhatap seni, sen olarak değil, sunduğun kadar, gördüğü ve algıladığınca bilir.
Olmadığı kişiyi oynayan bunu gayrına izletebilir; ama kendi o izletiden zevk almaz.
Başkası yönünden ne görünürse görünsün; kişi, sonuçta her bir haliyle kendincedir.
Zamanın bir dank sesi ve anı vardır. Hayatı an an yaşarız... Bazı an uzun sürer yaşamı kapsar, bazısı ise andan kısa zamandadır. Muhatap o an ne gördü ise sen onun için o kadarsındır. Esasında ne görünen sensin, ne de muhatabın gördüğü senden başkasıdır.
İnsan ister ki dediği olsun, bildiğince olsun. Bilmez bilmediğini... Birini bildiğince olmaya zorlamak, onu istemeyeceği biri haline getirir. Mesela: Namazda gözü olmayan birini birisi, parayı, işi, aşı, bursu, kursu koz ederek namaza zorlar ve o da Allah için değil, birinin rızası için o namazı kılar ise kimi, kime kul etmiş oldu bilmek lazım.
'Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol' zor dava... Sen, sen olmak istersin de mahallen seni sana bırakmayabilir. Sen, başkası için fotoğrafını çektiği andaki kişisin. Gülümsedi isen o an, artık ağlaman vaki olamaz.
Seni sen olarak yaşamaya bırakmayanlar civarında çoğaldıkça 'ya huyundan ya suyundan misali' bir bakmışsın sen de öylelerden olmuşsun. Artık ferdi medeniyet algın terakki edene kadar bir ezer bir ezilirsin; terakki etmeden ölmek de cabası...
İnsan, birilerince birilerinin hayatına atanan yetkin özne olacağına, kıymeti kendinden menkul birilerinin keyfi için kavrayamadığı yaşamlar yaşayacağına; fukara yaşamında esir yüklem olsa daha yeğdir.
Kimsenin mezurası kendinden başka kimseyi ölçmeye yetmez; aksi sanılsa da, böylece...