Muhafazakar parti iktidarının Türkiye'ye hediyelerinden biri de elit muhafazakarlar kavramı olmamalı idi; değil mi? Cebi dolu, makam mevki sahibi, tuzu kuru, ağzında dini kurtarma adına bol laf, din ile kurtulmada hevessiz, dini yaşamada gevşek, zinadan kaçmak için gündelik nikah kıyan, faiz yememek için enflasyon nispetinde olana fetva bulan bir kitle... Evet dedim, yine diyeceğim, ama buna değil... Benim evetim sadece vesayete dair idi ve ha İngiliz, ABD vesayeti ha bu tiplerin, fark etmez. Allah topunu ya ıslah etsin ya da kahretsin. Amin
--
Amerika'da öyleymiş orada da başkan partili imiş. Bizim neyimiz eksikmişmiş. Partili cumhurbaşkanlığı sistemi iyidir diyenlerin tek argümanı.
Bizim kültürümüzde millet ikiye üçe ayrılamaz. İdareci herkese hizmet ile yükümlüdür.
Tarihimizde milletin bir kısmını dışlayan her idareci ya yok olmuştur, ya da devletini yok etmiştir. Diyeceğim şu ki bunu, bir ara yönetim modeli olarak görüp, bir an önce toy odaklı başkanlık sistemine geçiş yapılmalıdır ve partilerin hepsinin kapısına kilit vurulmalıdır. Ülkede idare sadece liyakat esaslı olmalıdır.
--
Birlik, ayrılık ve aykırılığı kabullenmek ve dahası engellememek ile mümkün olur. Kendini Allah'ın lütfu bilip, üstelik buna inandığı ile kalmayarak herkesi de inanmaya mecbur kılanların yeryüzünde çıkardıkları fitne ateşi her yeni nesilde abararak çoğalıyor. Bir de derler insanda genetik hafıza yoktur. Ne alakası var, insan şer ve fitneyi D.N.A.'sına iman niyetine kazımış bir canlıdır. Öyle ki, din gibi bir mübarek mevzuyu dahi emelinin öküzü edip, kağnısını çektirmede kullanabilir.
--
"Ci, çi, cü, çü" meslek, kazanç, çıkar aracı bağlamında daha bir oturuyor. "Li, lu, li" aidiyet, mensubiyet, bağlılık açısından böylece... Yani; "işçi, işini satan, işi ile kazanan; işli, işi olan, iş sahibi", "simitçi, simit satan, simitli, simiti olan", "dinci, dinden çıkarı olan, dinli, dini olan", "örgütçü, profesyonel, geçimi bundan, örgütlü, örgüte mensup, örgütü olan", "ahlakçı, ahlakın alayına giydirme hakkını kendinde bulan, ahlaklı, ahlak sahibi olan", "Nurcu, nur esnafı, nurlu, nuru olan", "tıpçı, bilgi ve maharetini satıyor, geçimi bu, tıplı, tıp ilmine sahip", "hukukçu, hukuktan kazanan, hukuklu hukuk nosyonu sahibi"... Uzatabiliriz. Fakat kavramlar böyle daha bir yerini buldu gibi. Bazen iç içe geçse de, aslı faslı bu.
--
Vergi yargılamasında mahkeme heyeti teşekkül edilirken heyette en az 1 veya 2 YMM bulunması kuralı getirilmeli ve avukatların da YMM'ler ile birlikte çalışabilmeleri için yasal engeller ortadan kaldırılmalıdır.
--
Hukuk fakültesine matematik, Türkçe, sosyoloji, mantık ve felsefe derslerinden oluşan 2 yıllık bir eğitim sonrasında başlanabilmeli ve fakülte 6 yıl olmalı. Son 2 yıl pratik olmalı. Toplam 8 yıllık eğitim sonrası avukatlık sınavı ile en az 5 yıl (ideali 10) fiili avukatlık sonrası hakim ya da savcı olunabilmeli.
Bu biraz düzene sokar adalet mekanizmasını
--
Araştıran, sorgulayan, kayıtsız şartsız itaati sadece Allah'a ve Rasulune olan fertler, cemaat cemiyet yapılanmalarında hiç rağbet görüyorlar mıdır?
Maturidi akaidinde tahkik asıl iken, neden kör itaat talim edilir zamanımız medreselerinde?
Dert ne ola acep diye sormaya lüzum var mıdır?
Ayet ve hadisi fikrine delil kılmak için kullananların emel kağnılarına öküz olarak koşulacakların, akletmeye, muhakemeye ne ihtiyaçları olabilir ki...