Aşk tek kişilik bir şey. başı da "ben" sonu da "ben"
ben seni seviyorum... ben seni sevmiyorum...
aşk anarşisttir, faşistleri hiç sevmez.
Katırların anırmaları bu zamanda alamadığını kepaze eden aşıkların böğürmelerinden hoştur.
aşık ya, sevgilisinden gayrını görmeyeceği yerde, sevgilisini kendinde görmediği anları kollar ve yakaladığında görüntüyü tepesine zebellah gibi biniverirciler familyası...
nerdeydin?
ne yapıyorsun?
niye aramadın?
niye suratın asık?
bana bugün 2560 kere aşkım dedin, 3.000'e tamamlamadın
bakma!
yapma!
alma!
ver!
öp denildi öpülecek
canım, bir tanem, aşkım, hayatım'lı muhabbet nereye gelebiliyor...
neden peki?
aşk faşizmi.
oğlan kızı ölesiye seviyormuş; öyle ki o olmasa yaşamında intihar bile edebilirmiş... kız iki pas vermeyince yılan gibi sokuveriyor oysa...
ben öleyim sen yaşa
ben çalışayım sen ye
bu bile değilken aşk, sevdiğini söylediğini yeri gelince, emeline ulaşamadığı anda yerden yere vuranların ağızlarına pelesenk ettikleri 'aşkım' kelimesinin canı uranüs'e, nefsi satürn'e ruhu dikilitaş'a...
aslında gerçek aşkı sorgulamıyoruz. ümitlenilen o... bir ütopya, uzaktaki yıldız gibi. var; ama ulaşmak...
daha çok, 'öldüm, tükendim, yok oldum' lafızlarını ta yüreğinden söylediğine kendisini de inandıran insanların, bir zaman sonra nasıl da aslında kendilerine aşık olduklarını ve karşıdakinin zemini kayınca onu olağanüstü biçimde rencide edebildikleri perspektifinde bir dürüst değerlendirme çağrısı yapmak.
vermeyince 'nasıl vermez'i beyin algılayamıyor ve savunma mekanizmaları işlemeye başlıyor. genelde de en çok 'inkar' ve ' yönlendirme' devreye giriyor.
kişilik hakları, saygı kayboluveriyor en dillendirildiği zamanlarda üstelik...
düşünsenize 'istemiyorum' diyen biri var karşınızda ve siz bunu kabullenmiyorsunuz, dayatıyorsunuz, ondan 'vermeyi istemediğini' zorla alma yollarına sapıyorsunuz.
'tavlamak'
beklenti için ince ince işçilik...
şirin, tatlı görünmeler...
içte beslemediği duygularla hitap etmeler
balon duygular üretmeler ya da...
tavladın peki, sonra...
pısss iniveriyor o büyük ihtiraslı tutkulu arzu ise
ya da değeri düşüyorsa sende aldığının
bu bencillikle senden bir kazana kulp olmaz arkadaşım demek meselesi mesele...
prototip aşıklar!
100?
1.000?
10.000? bilinen hikaye anlamında....
çıkmaz 10.000 sanırım.
bütün dünya kültürlerini toplasak çıkmaz. kıstasları geniş tutsak çıkmaz...
sırf bu bile yaşanan aşkların çok da reel olmadığının göstergesi...
piyangocu mantığı.
aşk yoktur, faşisti, despotu çoktur.
maçoyu sevenle maço aynı yolun yolcusudur
romantikler de psikopattır, en azılı psikopatlar da en romantiklerdir aslında
bütün şifre:
verilmeyince istenilen
alınınca verilen
sonucu tezahüratın kuvvetindedir.
müşterek muhabbet iyidir. iştirak eksikliği eksiltir ve boşluğu şiddet baskı doldurur.
bu bazen kişinin kendine ve bazen de müşterisine yönelir.
değil mi?
seven sevdiğini ifşa etmez, paylaşmaz, yutar, gömer mesela...
incitmez, incitse canı acır, ciğeri dağlanır...
ama bunlar da bir vakte kadar...
bir vakit sonra yeni bir vakit; arada kısa bir film arası mola ve bazen sıkılıp yan salona kapağı attığı da olur.
tam burada işte aşktan gözü dönmüşün delilik hali ile aşkına ya da kendine verdiği zarar ve eziyet konumuz.
Mailis Nalars