İsmail ARSLAN

Hasbihal

İsmail ARSLAN

Yeni adli yıla yeni bir meslektaşımızın intiharı haberi ile başladık.
Neden intihar etti bilmiyorum, ama eğer bir avukatlık bürosunda işçi avukat olarak çalışıyor ise, geçinememek ve geleceğini görememek onu buhrana sürüklemiştir.
Buhran hali aklın iptal olduğu bir andır ve ölüm kararı, bilinçle alınmış bir karar değildir.
Onu bu buhrana sürükleyenler, ölümünden sorumludur.
Allah rahmet eylesin. Amin
*
1988'de Ankara Ün. Hukuk Fakültesini kazandığım haberini babam, ben el arabası ile eski sanayide mobilya taşırken vermişti. O zamanlar bizler, yaşıtlarımız, her yaz çalışan, aile bütçesine katkıda bulunan gençlerdik. Kıt bir kaç kaynak kitap vardı, üniversite sınavları için ve çok okur, çok zihin yorardık arkadaşlarla her mevzuda ki, sınavları bize kazandıran muhakeme antremanları olmuştur. O zamanlar üniversitelerin bir cazibesi de vardı. Mezun olanlar aptal şapşal işlerle uğraşmazlar, o kapı senin bu kapı benim himmet dilenmezlerdi. İş gibi işleri olurdu hakkıyla mezun olmuş iseler. Yani şimdiki gibi ayağa düşmemişti fakülte mezunu olmak.
Ey gençler, izzetiniz ile okuyun, ahiriniz abad ola inşallah.

Particilik öyle bir illettir ki, bir hedef ile girdiği partide, partisi muktadir olunca menfaatine ulaşamayanın, ihaneti pek bir olasıdır.
*
Hepimizin en kıymetli varlığımız niyetlerimiz son son.
*
Bir araştırma yapılıyor, halkının büyük bölümü ateist olan Çekya gibi birkaç ülkede suç işleme oranlarının, semavi dinlerin olduğu halklara göre çok daha düşük olduğu görülüyor.

Sebep şu mu acaba: "Vicdan ve kontrolü". Tanrı/Allah korkusu kadar, ahlaklı, vicdan sahibi, zarar vermeyen bir insan olmanın öneminin yittiği, insanların bencilleşmesi ki burada din kurumlarının ve din adamlarının da kendilerini eleştirmeleri gerekiyor, yozlaşmanın nedenleri aslında dini kurtarma gayretine girenlerin, dinin asli maksatlarından uzak hayatları tercih etmelerini ifade absürt mü olurdu?
*
Daŕ alanda top çeviren cambazlar bile, bir hoca nezaretinde bir fikri mütalaa eden ve üstadına tam anlamıyla kapılmış talebeden daha özgür bir hareket alanına sahip ise orası kesinlikle şarktır.

Allah'ın varlığı ve sıfatları hakkında sağlam muhakeme etmeyen birinin inandığı tanrı, Allah mıdır, o da net değil kanımca. Denk geldi ise tevafukendir, olsa olsa.
*
Ülkemde de dünyada bazı ülkelerde gördüğümüz parayı veren canı alır av turizmi yaygınlaşmaya başladı. Avcı ta Amerika'dan keçimizi, ceylanımızı vurmak için basıyor doları, geliyor. Bunların bir de insan avcıları var, Afganistan, Suriye, Libya'da avlanıyorlar. Para için geyik, keçi, ceylan avına izin verilmesini kınıyorum ve yasaklanmasını umuyorum.
*
Din işleri yüksek kurulunun, balık harici deniz ürünlerinin yenilmesinin haram olduğuna dair fetvasının neden yanlış olduğunu izah edeyim:
Deniz ürünlerinden balık olmayanların yenilmemesinin Hanefi mezhebinde ilk zamanlardaki illeti, yenildiği zaman, mideyi bulandıran, tiksinti hissi sebebi olan şeylerin yenmemesi gerektiği çıkarımı idi. Yani midesi kaldıran için bir yasaklık asla söz konusu olamaz. 
Yasaklığın illetini görmezden gelen kurul, hatalı fetva vermiştir.
*
Bizim toplumda bu cemaat tarikat  tarafı tam anlamıyla beyni ve beyinsel işleri bir tarafa emanet etmeye çok meyyaldir. Biri onun yerine düşünsün, karar versin, sorumluluk alsıncılık yaygın bir yaklaşım tarzıdır buralarda. Buraların kurtarıcıları ve kurtarılmayı bekleyenleri vardır. Bu sebeple kimse, bu taraf bir gün komple alabora olursa şaşırmasın.
Kim mi bunlar?
Allah'tan gayrından her beklenti sahibi. Şeyhinin koyun cebinde sırattan geçerek cennete ulaşacağına inanan ve bu yüzden şeyhini, önderini tanrılaştıran güruh kısaca.
Particilik neden sakat peki? 
Ak Partiye oy vererek onu iktidara taşıyan o ilk zamanlardaki ilke bazlı düşünen, rey kullanan seçmeni hala muhafaza ediyor mu Ak Parti, bunun özeleştirisi yapılıyor mu parti içinde, merak ediyorum.
Mağduriyet odaklı ya da karizmatik lider etkenli siyaset ile bugün ne kadar daha yol alınabilinir ki?
İnsanımız adalet, huzur, ferah, kalkınmışlık, iş, eğitim, insana yakışır hayat istiyor. Siyasilerin rant ile anılması, mevkilerin çıkar hesaplarına kullanılması siyaset kurumunu ciddi biçimde yaraladı ki kanaatimce bu yara, siyasi hayat için ölümcül. Tüm siyasilerin amacının ülke imkanlarını ikballeri için kullanmak olduğu ve bu amaçla koltuk istedikleri gibi bir algı yaygın durumda millette ve bu algıyı değiştirme adına hiç bir siyasi de esasen bir gayrette değil. 
Mesela ilk adım olarak siyasi etik yasası iktidarda kimsenin gündeminde değil. Mevki ve makamı sonrası maddeten güçlenen siyasilere bir yaptırım söz konusu dahi edilmiyor. Tüm hesaplar liderin gücü ve etkisi üzerine bir iktidar.
Ülkeyi ilkeler değil liderler yönetsin kolaycılığı genel kabul olmuş siyasilerde.
Bu kafa sakattır ve sürdürülebilitesi yoktur  vesselam.

Yazarın Diğer Yazıları