"İman et ve dosdoğru ol." Bu kadar değil miydi tüm mevzu. Allah'tan gayrını rab kabul etmemek ve sözünde, fiilinde, niyetinde doğru olanı tercihlemek.
Özü hain olan, bir tanrı uydurur kendine ve ona Allah ismini koyarak kendini ve civarını kandırabilir, lakin hain her söz, fiil ve niyetinde doğru olanı tutturmayı beceremez. Bu sebeple bendenizin dostları iman ettiğini söyleyenler değil, doğruyu tercih edenlerdir. Doğru nedir denilirse vicdan ne diyorsa odur.
Aleyhisselam'ın örfü ile dinini karıştıranların kafa karışıklıklarını en rahat pazarlama yöntemleri sorgusuz itaati palazlamaktır.
Din neyi isterin belini kırmanın en kolay yöntemi, efendi ne istere mevzuyu çevirebilmek iledir.
Aleyhisselam Arap idi, ama İslam tüm insanlığa hitap eden İlahi Mesajdır. Çöl iklimi Arap örfünü tüm insanlığa bir dini zorunluluk kıvamında dayatanların Arap kavmiyetçiliğine daha özde Ümeyyeoğullarına hizmetleri çok ayandır..
Bu ülke insanının sarhoşu bile nara atarken Allah der, iman, DNAsına işlemiştir insanımızın, lakin bizim ortak paydamız ahlak olmalıdır. Zira evet inanır, ama haltından da geri durmaz çoğunluk.
Ahlak namazdan daha öncelikli farzdır. Zira Peygamber kendi misyonunun güzel ahlak olduğunu ifade etmiştir.
Bunlar çoğaldıkça din azalır!
Rızası vardı diye, talebenin para ihtiyacını kullanarak, onu istismar edene senin ülkenin hukuku ceza vermese de, İlahi Adaletten kaçış yok, ey bu işlere dalıp, yolunu şaşırmış akılsız!
Bir de zinadan kaçma adına o zavallıya, darlığını kullanarak muta nikahı yapıyorsun ya, bildiğin alçaksın, hani şu Cumartesi çalışma yasağını delmek için Cuma günü deniz kenarına havuzcuklar yapıp, balıklar Cumartesi havuza dolunca, Pazar günü onları toplayanlardan hiç farkın yok.
*
Vaiz Tanrılar
Bir ayet okur, başlar: ’Bu ayet şunu demek istedi, bunu demek istedi.’ Sonra kaptırır kendini ’Şu bu demek, bu şu demek’ ve ardından da tehdit ya da müjde faslına geçer. Eser her sözünde...
Din artık mülkiyete alınmış, cemaat uyuşmuş, gözler ve kalpler mahmurlaşmış, beyin ölmüştür... Cennetine dilediğini koyar, hoşuna gitmeyeni cehennemine postalar ve artık tanrı odur kürsüsünde. Olmasa zaten cemaat iplemezdi onu ve o iplenmek istemezdi. İki cümlenin sündürülmesine bir mana verir ve ’değmez köyün delisi’ der geçer giderlerdi.
Neden sözler havada ve neden etki yok sözlerde?
Herkesin ağzında ayetler hadisler, gözler pörtleyesiye anlatıp duruluyor da, niye ’tın etkisi’ yapıyor? Bundan sadece...
Kafası kalbi çalışanlarca anlatıcının tanrısının sırtına binmesi ve ’dehlemesi’ gözden kaçmıyor.
Ya da kulluğundakinin tanrısı olanın enayisi mi tanrısı onu süründürmesin kürsilerde...
Tanrınız Musa ve siz de tanrınızın Harun’u musunuz?
Şimdi bu din ile reyting tutan, baş bel bacak örtüsü ile gündem olan, Kuran kursu cami edebiyatı yapanları ben, fışfışçılara benzetsem komik ve hatta zındık olurum değil mi?
Kim keyfine, dini kullanıyorsa, o din onu bir şey yapmalı...
Ya da şöyle sormalı, kim cehenneme gidecek?
Tanrıyı ellerinde topaç gibi çevirenler mi, ürkek bakışlarla uzaktan seyredenler mi?
*
Bu coğrafyada süsü püsü, alımı, sunumu yerinde bir yarım, daima yalın bir tamdan daha itibarlıdır.