Doğru muhakeme ile, sahih verileri işlemiş vicdan yanıltmaz. Gerisine itibar aldatıcı olabilir.
Bir inanç sorunu var mı?
İnandığınız, inanmak istediğiniz ve inanmanız gereken aynı değil ve yaşadığınız, yaşamak istedikleriniz de farklı farklı mı?
Yaşam içindeki bunalımların kökü bu çelişkinin arada sırada gün ışığı görmesi nedenli.
Zayıf ve biçimsiz olsa da, paketinin gösterişliliğinden göz dolduran şuur, daima beğeni ve varlık telaşındadır. Biçimsizdir; çünkü var olduğundan bu yana kaymaktadır boşluklara. Zayıftır; çünkü güçlü olabilmeyi asla beceremez. Şuuru anlatmayı başka yazılara bırakalım da
Kestirmeden gidelim:
Neden siz, sizde gördükleri kişi değilsiniz?
'Başkalarının yaşamına oynamanın ezikliği kişiliksizleştirdi de ondan' diyemeyecek kadar da burnu büyüksünüz değil mi?
Sizin inandığınız Rabb, sizi anlayabilir ve kul kabul edebilir; ama sizden bir gram eksik, iki gram fazlaları kul kabul etmesi fikri canınızı sıkar değil mi?
Siz 'çaktırmadığım halt benimdir, çaktığım haltın da tuu suratına'cılardan asla olamazsınız üstelik...
Kuru sırık gibi dümdüz,
Çelik gibi sağlam,
Bıçak gibi keskin,
Ayı gibi güçlü imanınız var!
Ama mutsuzsunuz!
Ağzınızın tadı yok!
Ruhunuz daralıyor!
Doğru insan olarak anılmak büzüyor,
Kabzlardasınız!
Daral daralsınız!
Onun bunun yaşamını didiklemek, dedektiflik de pek işe yaramıyor!
Kısa bencil keyfler ve sonrası yüzü koyun yıkılımlar...
Ofluyor pufluyor; ama odanıza biri gelince suratınızı değiştiriyorsunuz!
Yaşamaktan bıkmış oluyorsunuz çoğu zaman...
Allah'ım! diye sarıldıkça, daha bir uzaklaşıyor o aradığınız huzur sizden.
Bir türlü o çok istediğiniz rızaya kavuşamıyorsunuz...
Civa gibi akıyor ve bir hale ait olamıyorsunuz!
En olduğunuzu düşündüğünüz yerden en uzaktasınız!
Hatta size göre siz:
Kirlisiniz,
Pisliksiniz,
Herkes kirli ve pis!
Of Allahım! Kurtar beni!
Öyle mi?
Siz Allah Teala'ya inanmıyorsunuz!
Önce bu netleşsin neye inandığınızı ve neden ona Allah dediğinizi anlatsın kalem...
Siz kim?
Siz değilsiniz tabii o, sevgili okuyucu...
Damın üstündeki saksağan!
Allah Teala'nın bize bir buyruğu var: Beni bilin!
Nasıl bileceğiz?
Bildirdiğince...
O, bize Kendini nasıl takdim etti ise öylece...
Sıfatları, İsimleri ve Tecellileri ile...
O olmayan bir 'çakma o' zihnimizde O olmayacak.
O'dur azablandıran, affeden...
O'dur alan ve veren...
O'dur Hesap Gününün Sahibi...
O'dur Hüküm Sahibi...
O'dur Tanrı ve O'ndan başka yok tapacak...
Bunlara şöyle bakıyorum.
Eğer Allah Teala'ya iman etmemişse gönül, O'nun yerine neyi koyarsa koysun huzur bulamıyor. Var oluşuna tezat bir yaşam onu zorluyor.
Öyleyse huzursuzluğumuzu ve hatta bunalımlarımızı O'nun bizde olmamasına bağlamak gerekiyor. 'O bizde var' sanmak yeterli olmuyor.
Çünkü O, 'inşirah'tan bahsediyor bize, O'na inananlarda...
Kalp dinginliği ve lezzetler...
Allah Teala'ya nasıl iman ediyoruz ve ne kadar iman ehliyiz sorusu burada bir anlam ifade etmeli.
O imanın varlığı veya yokluğu kadar, neysek oyuz...
Bunun gibi, daha önceki yazılarda 'kurtarıcılardan' bahsettim.
Rehberliği inkar gibi algılanmaya müsait sözler sarfetmişim. Bu tarz bir fikre varılması adına yazmadım. Kastım şuydu:
Rehberlik yani üstadiyet gördüğümüz mü, bizde yer eden görüntü mü; ya da bizim içini maksadı dışı doldurduğumuz bir kavram mı?
Nasıl ki Allah Teala'yı anarken, hem de O olmayan bir o, bizi meşgul edebiliyor ve bu meşgale bizde huzursuzluk kaynağı oluyor; böylece Allah Teala'nın bilinmesine vesile her ne varsa onların da bizde aynı mantalite ile, vasıflanmadıkları şekilde görünümleri, olmaları bizi huzursuz eden bunalım sebebi oluyor diye düşünüyorum.
Bazı insanlar bazı emanetleri taşır. Onlar onlarda emanettir son son... Sahibine aittir.
Üstada ne için ihtiyac duyulur?
Üstadiyeti için...
Siz onun üstadlığı ile maksat olana vasıl olmayı umarsınız.
Peki ya maksadınız maksat edilen değilse ne olacak?
Ya da bu maksatla başladığınız bir maratonunda maksadınız kayıp, maksat olmayanların heveslerine ram olmaya dönüşürse...
Bir yerleri bir şeylerle doldurmak gerekecek.
İşte tam burada insan maksadın yerine maksadın kullarını, kendini, atı, otu, çaputu, şehveti, şöhreti v.s... doldurur ve maksadı oymuş gibi davranmaya başlar.
Rehberliğin en veballi tarafı bu olsa gerek:
Ona gelenleri O'na yönlendirme mesuliyeti...
O olmadığını gelenlere sürekli ifşa ederken, 'sen O'sun' diyenlere de tahammülle hidayet rehberi olabilmek.
Gelende,
Gelinenin övgüsü maksad olursa, sövmemesi ya da...
Ne derden korktuğu için yapmamak...
Desin diye yapmak...
İş nereye gitmiş oldu anlaşıldı mı?
İnsan 'O'nu bilsinler' diye yaratılmıştı!
Kurtarıcıya yüklediğim mana budur.
'Bilme vesilesi rehber' olarak değil, 'hükmüne beklenti duyulan sahip' olarak tanımlanmasının rahatsızlığı ile o ibareleri yazdım.
Çünkü rehberimiz eğer 'kurtarıcımız' olursa, işin rengi değişmiş olur. Rehber, rehber olarak kabul edilirse istifade edilir ondan.
Rehberde tabi ki kurtarıcıya ait emanetler vardır. O'na ait bazı üstün meziyetleri onda da görürüz. Yol bilmesi, gideceği yerden emin olması, lezzetlerden haberdar olması gibi...
Ama bunları biz bilmeyiz ya, sanırız ki bunlar onundur!
Hayır! Onda olan O'na aittir.
Tanımlamadığım bir mana ile yargılanmak istemem.
İnsanları sürü sürü güdenler kurtarıcılardır.
Kurtarılmayı bekleyen, buna dilenenleri niyeti Allah olmayanlar, emelleri için güder durur.
Allah için bir rehberlikte rehber kuldur!
Kurtarıcılık misyonunda ise rehber tanrıdır.
Ne derse o!
Birilerinin kendilerinden kendilerinin de vazifesi olan 'bilmeyi' değil, 'çekip çıkarıp, cennetlere taşımaları' beklentisine girdiğini gören bir rehber, buna mani olmak için çırpınır. Kurtarıcı ise, böyleleri emeline harcar ve onların burunlarından kolye yapar!
Havf ve Reca!
Bunu unutturan kurtarıcıdır.
Bunun hatırlatan ise rehberdir.
Kurtarıcılar tanrılardır!
Rehberler ise Allah'ın kulları...
Rehberliğe talip olanlar, rehberlerini kurtarıcıları ilan ettiklerinde
Allah Teala'yı bildiğini sanıp, O olmayana, ürettiklerine, inanmak istediklerine tapınanlar gibi olurlar....
Sadece O'nun hükmü var!
Gerisi toptan O'nun hükmüne mevzu...