Rasulu Muhterem aleyhisselam buyuruyor ki:
Hayrda yarışırken ( ellerini iki yana açarak) birbirinizi engellemeyiniz.
Müslümanların farklı cemaat ve mezhepere mensup olması, onların hedefinin aynı olmadığı manasına gelmez.
Müslümanın hedefi Mekke ve şahsında temsil ettiği her şeydir.
Kimi kestirmeden, kimi yayan, kimi uçakla; ama son varış hedefine ulaşmaksa gaye,
Hiçbir Müslümanın yekdiğerini hedefe ulaşmada engelleyici olması doğru değildir.
Belki hedefe ulaşmasına yardımcı olmak mecburiyeti vardır diğer kardeşinin; ama engelleme vazifesi asla yoktur.
Niyet sorguçluğu, nefret zangoçluğu, hüküm yargıçlığı gibi huylar bize ait değildir.
Yarışta önde olanın eteğinden tutan engellemek için tutmasın. Hız kazanmak, yön bulmak için yapsın bunu.
Mekke'nin yolu bellidir. Yarış kuralları da bellidir.
Maksat herkesin hedefe varmasıdır; hedeften sapması değildir.
Kurala aykırı davrananın hükmen mağlubiyeti yarışçının vazifesi değildir.
Yarışçı manzara seyretmez, mesafe alır.
Geride kalana fener olur, ön olur.
Yeri gelirse ayak olur, yol olur.
Kurallar belli, İslam ne diyorsa o...
Herkes beğendiği zihniyetin, akımın, yolun kulvarında İslam’ı yaşamak adına ne yapacaksa yapsın.
Yan kulvardakine çelme atmak, laf atmak ya hainliktir; ya da serseriliktir.
Mesela İslam’dan x ekolu beğenmiyor mu?
Beğenmeyebilir.
Kendi kulvarında neyi beğeniyorsa onu yapsın.
X ekolle, kulvarıyla uğraşmasın...
Zira siz uğraşırsanız, insanlar haliyle savunmaya geçebilir, kavga ve anarşi boy gösterebilir.
Nerede kaldı o zaman Kabe'ye doğru yarış?
1400 küsür senedir, milyonlarca din bilgini büyük araştırmaların ve gayretlerin ve hepsinden önemlisi samimiyetlerin sonraki nesillere hediyesi yüzbinlerce eser bırakmışlardır.
Bazı cahil, kolaycı, düşünce fukarası kişilerin yaptığını genellemek doğru olmadığı gibi, bu bilge kişilerin Kur'an harici kaynaklardan beslendiğini ifade etmek de mümkün değildir.
İslam hem Kur'an'dır, hem hadistir, hem de icma-i ümmettir. Kur'an'ın terki kadar büyük bir sorun da bizim biz olmamıza oncülük etmiş geçmişimizi silip atıcı bir yaklaşım sergilemektir.
İslam önüne konulan doğu, batı, belli bir anlayış, kalıp, felsefe v.b tanımlamaları kabullenebilecek bir mefhum değildir.
Tek bir İslam vardır.
Hurafeler, yanlışlar, saptırmalar bu kelimenin tağyirine aracılık edecek şekilde kullanılamaz.
Bu toprakların yetiştirdiği insanlar, 24 milyon kilometrekare alana adalet ve zenginlik götürenlerdir aynı zamanda. Hoca Ahmed Yesevi ve Edebali gibilerin manevi önderliğinde, büyük kazanımlar elde edilmiş ve inkarı mümkün olmayan ilerlemeler kaydedilmiştir.
Önemli olan, bu kazanımları ne ile elde ettiğimiz ve hangi sebeblerle bize ait olandan mahrum kaldığımızın bilgisi olsa gerektir.
Bu sadece Kur'an meali eksenli bir bakışla izah edilmemeli. Zira Kur'an budur diyenlerin çoğu, kelime çevirisine itimad ettikleri meal yazarlarının Kur'an'dan anladığına teslim olan insanlardır.
Milyonlarca kelime kelime harf harf tahlillerle ömür hibe etmiş bilgelerin bu toprak insanlarına sundukları kıymetler bir ağız darbesi ile yıkılamayacak kadar tarihe ve bize mal olmuştur.
Hiçbir Müslüman ölüye tapmaz. Ölüden, veren odur diye birşey istemez. Duasını Allah'a yapan Muslüman, Allah'ın vesilelere sarılın buyruğunca, sadıklarla salihlerle beraber olun tavsiyelerince, onları sadece Allah için sever ve onların Allah katında kadr sahibi olmalarını husnu zan ile esas tutarak, dualarında onların da isimlerini anar.
Onların isimlerini, putperestlerin yaptığı halta alet etmez Müslüman!
Putperestler, tapındıkları putları tanrı görürler ve öyle inanırlar. Müslümanlar ise, tahiyyatta esselamu aleyke ya eyyuhennebiyyu'yu ne icin söylüyorlarsa, o zatların isimlerini de o sebeble anarlar. Bu bahsi anlamak için tahiyyat duasını lütfen araştırınız.
Müslümanların dualarında onların isimlerini anmaları, duanın onlar tarafından kabul edileceği manasına gelmez ve zaten elini türbeye doğru açanın sessizce ne istediğini bilmek mümkün olmadığı gibi -bilmek mümkündür diyenler gaybın bilgisini iddia etmiştir - ; cehaleti izale edeceğiz derken kendi gibi düşünenlerden haricini din dışı bilmek de büyük bir cehalet örneğidir.
Seslice bana ey falan ver diyenin de isteğini Rabbinden istemediğini düşünenler, o seslice yakaranlara sen bu adamdın mı sana vereceğini umuyorsun diye sorsunlar cevaplarını alırlar! Kasıtlarını da ifade etsinler lakin soracakları adama!
Peygamberin sevdalıları, ona salavatlar getirmeyi, Onun vesilesi ile kaynaşmayı, birleşmeyi tarihin her döneminde yapmışlardır.
Bu gerçek, Mevlid yazarı Süleyman'dan daha önceye dayanır ve zikr halkaları bizzat Peygamber tarafından övülmüştür.
Bakışımızı bencelikten kurtarmadıkça, kendimize has inançlarımızdan başka değerlendirmelere alaycı veya hafif görücü tavırları terk etmedikçe, dahası:
Hakk benim katımda olandır, gerisi mavaldır tarzını terk etmedikce ancak kendimiz söyler, kendimiz dinleriz.
Yargı makamlarını terk edelim.
Oralar bize göre değildir.
Bu konuda karşıt görüş sahipleri içinde aşırılıklar vardır.
Herkes eline bir hüküm tokmağı almış, şu müşriktir, falan kafirdir demektedir.
Bu hak Allah tarafından kuluna verilmemiştir.
İlmi bakacağız derken, ilmin insan için olduğunu unutmayalım.
Kaş yapacağız derken göz çıkarmayalım
Allah selamet versin