Önce korktuk komşunun tarlamızdaki üç kuruşluk arpayı çalması ihtimalinden. Enteresanı komşu da korkuyordu bizden; atı vardı, bir de ineği. Korkularımızdan yaşamlarımız çekilmez hale gelince dedikodusunu yapmaya başladık halimizin. Duydu uyanığın biri haliyle ve zıpladı üstüne kondu korkularımızın. Dedi ki: 'Kim kime saldırırsa canına okurum. Haksızlığa gelemem. Akıllı durun, birbirinizin atına arpasına göz dikmeyin. Fena yaparım.' Ondan, birbirimizden korktuğumuzdan daha fazla korktuk. Arpa ekmeği yaptık, doyurduk onu. Atımızı peşkeş çektik. gezmelerde o vardı. Çoğaldıkça korkumuz, adına saygı dedik ve daha fazlasını verdik. Biz verdikçe, o hakkaniyetle korudu birbirimizden bizi. Biz korundukça birbirimizden, birbirimize veremediklerimizi o aldı bizden.
Hükümdarın yuları
Korku ve sevgisini yönlendirdiklerini ilah edinme sürecinde oldukça tecrübelidir insan.
Yağmurun bereketiyle onu tanrısı kabullenen, şimşeğin korkusuyla secde etmeyi de ihmal etmedi.
Güzeli sevdi rabbi bildi, kötüyü de...
Yüz binlerce tanrısı oldu tarihi boyunca.
Anlayanlar da olmadı değil tanrılarının ilahı olduklarını.
Onlar da kendilerini tanrı bilmenin kucağına saldılar cılız varlıklarını.
Halbuki kudreti kendinden menkul olmayan hiç bir şey tanrı olamazdı.
O halde neydi bu sahte tanrı saçmalığı
Varlığı içeride sorgulanan bir varlığın peşinde koşturanlar farkında değiller mi tapındıklarına değer kazandıran olduklarının
Bilirler; ama o bilinmez bildirmedikçe de bilemezlerle geçiştirildi ömürler boyunca ömürler.
Ekmeği kara banıp yediğinde söylemişti Nasrettin Hoca beğenmedim diye
O cesurca, gülmeleri pahasına gerçeğini ifşa edebilmişlerden
Ya biz
Kendimize ya da ürettiğimize tapanırken adını koymaktan kaçındığımız fiilin başımıza geçirdiği çuvalda delik açıp oradan seyrediyoruz tepemizde uçuşan kayaların aksiyonunu
düşmez başımıza inancıyla üstelik
ve düştüğünde kafamıza kütleler beynimizi kaldırımlardan toplamaya üç beş balici sokak çocuğuna beş on kuruş veriyoruz
Birilerinin ona yüklediği ile anlam bulan her kelimenin yoruma muhtaçlığınca, her yaratılmış tanrı da son son övgü ve sövgünün kulu olmaya mahkumdur.
Kula kulluk yapanların saltanatının adıysa var olmanın anlamı
Tanrısını güden hükümdarın yuları tutanının elindedir her zaman.
--
Sinan Kocaoğlu Hoca'dan da bir iktibas yapalım.
1. Çok lafa gerek yok. Eğitim ile suç ya da çalışkanlık ve zeka ile suç olguları arasındaki korelasyonu ispat için yüzlerce bilimsel ve aklı delil var ama şimdilik sadece bu tespit yeter.
2. Düzgün bir sistemde ortaokul mezunu olamayacak kişileri popülist politikalar ile hukuk fakültesine sokarsan, bir de sınavsız mınavsız avukat, ya da taban puanı kalkmış şekli sınavlarla hakim/savcı ya da akademisyen yaparsan sorun çözme melekesi gelişmemiş kişiler meseleleri tabanca, silah ve yumruk ile çözer.
3. Bakmayın bazı kişilerin üzerlerindeki cüppelere, taşıdıkları ünvanlara ya da oturdukları makamlara! Şeklen üniversite mezunu ama aslında ortaokul öğrencisinin bilgisine ve dünya görüşüne sahip, beyni ve ruhu yontulmamış kişilerdir bu kimileri... Ortaokul mezunu gene irfan sahibi olup kendini bilebilir, bunlar hak etmeden edindikleri meslek, iş, unvan ve makamlarla şişkin egoları ile kendilerini de bil(e)mezler.
4. Yeri gelmişken ekleyeyim. Avukatlık mesleğinin son 20 senedeki lüks ve gösteriş hastalığı da aynı sorun kaynaklıdır.
5. Aslında avukatlık eskiden bir daktilo ve hukuk kitapları yani bilgi ile en alâ şekilde icra edilen kamu güvenine mazhar bir meslek iken; bugün olmaz ise olmazı ilim ve hukuk nosyonu değil de hiper lüks büro ve canti marka araba olan bir iş haline gelmesinin nedeni de bu Homo Conconus cahil kafasının mesleği ve baroları getirdiği noktadır.
6. Hep dediğim gibi bunlar daha iyi günlerimiz!
Hüzünle,
S. S. K.
Not: Hukuk nosyonu için kriminoloji, viktimoloji, suç sosyoloji temel bilgisine sahip olmak şarttır. Eğitimle suç ve suçluluk olguları oldukça alakalı şeyler yani arkadaşlar.
Not2: Tıp fakülteleri de aynı durumda ama Allah'tan TUS vs uzmanlık sistemi daha çok bozulmadı. Eee, can tatlı ne de olsa! Adaletin bozulmasının ülkede tam etkisi belki 30 senede belli olur ama tıbbın bozulması hastaneden gasilhaneye düsen ölümlerle hemen kendini belli eder. O yüzden pratisyenlik banalize edilse de TUSa daha dokunulmadı bence. Hani çok bildiğim bir konu değil ama uzaktan gözlemle bana öyle geliyor o konu da...