Geçen yayımlanan son Kanuna göre Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı Başkanlığı da artık cumhurbaşkanına ait.
Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin idare algısı sanırım, başında Türk ibaresi bulunan tüm kurum ve kuruluşların başına cumhurbaşkanının geçmesi esaslı olacak.
Dolayısıyla özellikle baro, tabipler birliği vb. kuruluşların ünvanlarındaki Türk ibaresi de kaldırılacak.
Sonraki adım da Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay'ın da bu düzenlemeden nasibini alması olamaz mı ve son olarak Meclis.
Bu diktatörlük müdür derseniz, hayır değildir derim. Zira seçimle belirlenen bir cumhurbaşkanı söz konusu, ama tek adamlık değil mi derseniz, evet tek adamlıktır.
Doğru mudur peki?
Asla değildir. Eğer bu millette makam emanet edecek nitelikte vatandaş bulunamıyor ise, bu mümkündür ancak. Lakin mevzu bu olamaz kanımca.
--
Engel oranı % 90 altı olanlar için araç alımlarında muafiyet uygulanması için aracın özel tertibatlı hale getirilmesi şartı her durum için reel ve uygulanabilir değildir.
Mesela zihinsel engel durumu % 80 olan kişinin aracı özel tertibat ile de kullanması söz konusu değildir. Başka bir örnek ise: % 70 özür oranına sahip epilepsi hastasının araç kullanması da mümkün değildir.
Nitekim bendeniz de % 64 engelli bir avukatım, sürüş esnasında rahatsızlığım sebebiyle dikkat dağınıklığım olacağı için, aracı kullanmak istemiyorum, ama mevcut mevzuat, düzenleme amacı ihmal edilerek hazırlandığı için % 90 altı engel durumunda aracın engelli tarafından kullanılması zorunluluğu ile hazırlanmış. Halbuki kanun çıkarılırken gaye, engelli bireyin ulaşımını rahat bir şekilde sağlanması idi ki mevzuatta kullanılan kelimeler, bu gayeyi boğan bir yöne kanalize etmiş görülüyor. Maaş bağlanma engel kriteri ile; araç kullanma engel kriteri aynı kalıp ile değerlendirildiği için mağduriyetler yaşanmaktadır. Düzenlemeleri tasnifleyerek yapmak çok da zor olmasa gerek; lakin bunun için öncelikle sorun giderme ve insan odaklı bir zihniyet gerekiyor.