Tük Dil Kurumu Sözlüğü 'mut'u 'mutluluk ile ifade etmiş. Halbuki mut, baht anlamına geldiği gibi, talih olarak da manalandırılıyor; fakat en isabetli karşılık 'ağız tadı' olsa gerek.
Mutlu olmak, mutsuz olmak...
Bir tespitim var, kanımca:
Mut, bir paranoyadır.
Yaşam, yaşanırken mezura elde yaşanıyor ise eğer; o senin değil, birilerinin sana biçtiğidir.
Ne kadar kelime varsa dağarcığımızda, içi hep o bu şu tarafından doldurulmuş.
Dolayısıyla asla özgür olamayacağız ki özgürlük de doğrusu hala oturmamış bir tanım ve her tariflemede içi yine birilerince doldurulmuş...
Bence özgürlük, insanın sahibi olduğunun sevgilisi olamayacağı bilgisini içsellemesinden ibarettir.
Ve mut, kitaplarda olmayan tarifi ile sadece ağız tadıdır. Acı, özlem, beklenti, iştah, keyif... Bin yansımalı, tek ayna...
Mut, hissettiğincedir; belki, bir başkasının iznin olmadıkça vakıf olamayacağı bir yerin sermayesi...
--
Bedava esen rüzgar gazete kağıdını havalandırdığında ucuz kelimeler köşelerin eteklerine tutunur ve cümlelerin lunapark keyfi başlar.
Daima budur.
Bütün malzeme de bu kadardır.
Rüzgar bir gün esmek için bedel isteyecek ve kelimeler vasıflarına isyan edecekler.
Köşeler dağılacak, etekler yıpranacak...
Sözün sihri bozulacak...
Bu ayaklanma, ayaklarımızı yerden kesecek...
İnsan bir halt sandığı ve sahipliği ile gururlandığı dili unutmuş olmayı dileyecek...
İş işten geçmiş olsa da; evet, dileyecek...
Telepatinin, derûnî görgünün gelişmesinin önündeki en ciddi engel söz, terk edilmedikçe de; hisleri potalarda eritip ifade kalıplarında sunumlamaktan vazgeçmedikçe üzülecek ve üzüldüğümüz ile kalacağız...