Geçen hafta sonu açık öğretim muhasebe bölümünden mezun olmak için kalan tek dersimin sınavına girdim, kardeşim götürecek sınava ve telefonumu ona emanet ederek girebildim sınava. Çünkü telefon ile sınav yerine girmek yasakmış. Yök ve Anadolu Ün açık öğretim fakültesine yazmıştım madem telefon yasak telefonları emanete alacak bir düzenleme yapın demiştim. Gelen cevap yönetmelik hükmünü göre telefon ile sınav alanına giremezsiniz olmuştu. Sınavda Allahtan kardeşim yanımda da bir hafta sonra Atatürk Açık öğretim İlahiyat sınavları var ve onlara da yazdım. Ben engelli bir öğrencinizim. Telefonsuz dışarı çıkamam. Sınav alanında telefonları emanet alacağınız bir düzenleme yapın dedim telefonla sınav alanına giremezsiniz cevabı geldi onlardan da ve bu üçüncü okul faslına mola verme zamanı dedim kendime. Çünkü kardeşim önümüzdeki hafta yok. Ne hukuk mücadelesine gireceksin İsmail, medeniyeti bu olan bir yerde hak mı aranır dedim. En iyisi bırak okullarını, alsın başlarına çalsınlar.
Hikâye anlatıyorlar bol bol adalet hak hukuk eğitim medeniyet namına hepsi. Kafaları sakat kalpleri kalp ve zerre umurlarında değil kafalarına yatmayan hiç bir şey.
--
Devlet kurgumuz sil baştan değişmeli. Bürokratlar çalışamıyor mevcut yapıda. Yapı, gel beni suistimal et diye bangır bangır feryat halinde. Cumhurbaşkanı'nın muhtarlara ilgisi ve onlardan beklentisi bu zaviyeden bakınca hikayeden değil. Mahallelere hakim olan devlete da hakim olur. Yeni devlet yapısının temeli mahalli idareyi muhkem kılma odaklı olmalı. Hedef bu ise başarı umarım. Tabii ki en önce muhtar, mahalleninin dertleri ile dertlenmeli, sıkıntılarına çare olmalı. Fert fert herkesle irtibatlı olmalı. Bu şekilde mahalle mahalle tüm ülke yeniden idari manada kurgulanınca, güvenlik ve geçim yoluna girebilir. Denetlenebilen, atanmış değil, seçilmiş idareci, yavşadığında başına geleceği de bilecektir, bilmelidir.
--
"Ötekiler'imiz var; bizim de onlarca 'ötekiler' olarak vasıflandığımız... Algı ve anlayışlarımıza uygun zeminlerdeyiz ki bu karakteristik bir tavır...
Algılara müdahaleler ben merkezli olunca -hep banacılık- anlaşmazlıklar büyüyor. Egoist eğilim, ötekine varlığınca varlık hakkı vermeme ve onu aidiyete alma, sahiplenme ile biliniyor..
Farklı olanı, kabullendiği daireden -uymadığınca- dışa 'itelemek'... 'İteleme' sonucu, itelenen, haliyle 'iteleyenin' yanında olamıyor.
Ötekini itelememek!
Bu bir feraset, arifanelik ve olgunluk işi... İnsanın dibinin değil, tepesinin vasfı...
Birinde bu tahammülü görmediğinizde kendinize eziyet etmenize gerek yok. Beri durun ve dayayın bacağınızı bizzat siz iteleyin varlığınızı ondan.
Kendi gibi düşünmeyen ve yaşamayanları, yaşam sahası dışına iteleyenlerin azgınlığı yeryüzünde kan akıtıyor. Tüm kan bundan akıyor diyemem; ama en çok budur neden..."