İsmail ARSLAN

Paranoya

İsmail ARSLAN

Bir çocuk, bir yerlerde, babasının verdiği soğan cücüğü ile mutlu olurken, başka bir yerde, verilen kabarık harçlığa burun büker. Mutluluk esasen paranoyadır.

Tüm Varlığın Gerçek Tek Sahibi'nden gönül genişliği talep etmek isabetlidir, Gönül geniş olursa, ne vermek ile, varlığın bitmeyeceği, ne de vermekten gam duyulmayacağı idrak edilecektir.
Zira insan için gerçek kazanç, çıkarsız, hesapsız vermektedir.
*
İdeolojilerini dinleştirenler ile, dinlerini ideolojileştirenler çarpışırken, bir nesil türedi. İki tarafa da eyvallahları yok. Onları hesaba katmamak hesapsızlık.

Bu arada dinin afyon olduğunu iddia edenlerden, daha birini görmedim ki ideolojisinin keskin dumanında kafayı bulmamış olsun...
*
Yeşildi dünya ve sarardı sonra ve bir gün kararacak yaşam, her yaşayana.
Arada pembe, mavi ve kırmızılar işin eğlencesi ama.
Hayat rengarenk olsa da, son tahlilde yeşil yol yine son çıkışımız.
*
Sonsuzu bir musluktan damla damla akıtmak mümkün olsa er geç sonlanırdı damlalar; ama insandaki gazap, şehvet, hırs ve haset -ecel olmasaydı- asla sonlanmazdı. Dahası, daha fazlası derken evet, doğrudur; sadece toprak doyuracak insanı... Ya da kavî bir iman...
*
Bir dikene bin yıl tüy muamelesi yapsanız da, ilk basanını kanatacaktır!
Ne olduğunun ne önemi var; muhatap seni, baktığınca görüyor ise...
Faraza sen bir incisin ve çamura bulandın; ona göre sadece yuvarlak çamur ve sen bir kalıp alçısın da altın ile kaplandın; saf altın külçesisin...
*
Eskiden mağdur mağdur, zalim zalimdi. Netti özneler...
Şimdi ise zalim görünümlü mağdur, mağdur kılıklı zalimler dünyasına evrildi dünya... Hepimize geçmiş olsun.
*
Kemâlat dağının zirvesindeki toprak ile eteğindeki toprak farklı değil.  Lakin; gül, eteklerde yetişir, tepelerde değil...
*
Ne olduğunun ne önemi var; muhatap seni, baktığınca görüyor ise...
Faraza sen bir incisin ve çamura bulandın; ona göre sadece yuvarlak çamur ve sen bir kalıp alçısın da altın ile kaplandın; saf altın külçesisin...

Muhakeme öldü; yaşasın mukaleme...
*
En özet halde devlet teorisi

Önce korktuk, komşunun tarlamızdaki üç kuruşluk arpayı çalması ihtimalinden. Enteresanı komşu da korkuyordu bizden; atı vardı, bir de ineği. Korkularımızdan yaşamlarımız çekilmez hale gelince, dedikodusunu yapmaya başladık halimizin. Duydu uyanığın biri ve zıpladı, üstüne kondu korkularımızın. Dedi ki: 'Kim kime saldırırsa canına okurum. Haksızlığa gelemem. Akıllı durun, birbirinizin atına arpasına göz dikmeyin. Fena yaparım.' 
Ondan, birbirimizden korktuğumuzdan daha fazla korktuk. Arpa ekmeği yaptık, doyurduk onu. Atımızı altına verdik. Gezmelerde o vardı. Çoğaldıkça korkumuz, adına saygı dedik ve daha fazlasını verdik. Biz verdikçe, o hakkaniyetle korudu birbirimizden bizi. Biz korundukça birbirimizden, birbirimize veremediklerimizi o aldı bizden.
*
İlkeyi önemsemek ve öncelemektense, içinde bulunduğu mekanizmanın işleticisinin rızasını hedefleyenlerin, işleticinin insafına kalmış olduklarını ve esasen köle olduklarını ve birey olmadıklarını ifade etmek için çok da mütefekkir olmaya gerek var mı acaba? Mailis Nalars Sarpust Yazıtları MÖ 3432
 

Yazarın Diğer Yazıları