Yapabileceğim bir şey yok...
İnsanım...
Duygusal bir organizmayım sonuçta...
Defolarım
Zaaflarım
Zayıflıklarım
Hatalarım
En az
Sevaplarım kadar
Ayrılamazlarım...
Üstelik biz hepimiz böyle iyiyiz,
geçinip gidiyoruz işte...
*
Daha çaplı hizmet edeceğiz diyerek devlete sızan ne kadar yapı varsa hepsini kör kuyulara gömmek ve devlet kapısından içeri girerken kapıda mensubiyetini bırakamayanların hepsini kapı dışarı etmek şarttır.
*
Namazı pijama ile kılmakta bir mahzur var mı sorusu bağlamında söyleyeceklerim kafidir:
İnsan evladı, teslim, itaat ve saygısını ifade için bazı şekli kalıpları öteden beri uygulamaktadır.
Namazdaki her bir hareket ve kıraatın bir derinliği ve hazreti Adem babamız, hazreti Havva annemize kadar dayanan bir metafizik anlamı vardır. O tekbir, kıyam hali, rüku, sücut, tahiyyat ve telaffuz edilen her kelimenin insanın varoluş macerasındaki tekamülü ile bağlantılı ve orantılı bir bir gelişimi söz konusudur.
O hazırlık hareketlerinin de öylece: Vakit, kıbleye yönelme, setri avret, hadesten ve necasetten taharet, niyet de böylece.
Bu anlam yolculuğu insan nesli sonlanana kadar da tekamül edip, gelişerek devam edecektir.
Konunun özü teslim, itaat ve saygı olunca her kültür ve dahası insanın kendi duruşu ve kabulü esastır.
Bendeniz Hazreti Muhammed aleyhisselam'a tabi oldum, lakin saygımı ifadede, Onunla dinin inzal edildiği kültürden öte bir algıya sahibim, şöyle ki o kültür temiz elbiseyi yeterli görse de, içinde yetiştiğim kültürde, biz büyüklerimizin yanında neye dikkat ediyorsak, onlara saygı adına, daha ötesi, Allah'ın huzuruna varışta uymam gereken usuldür.
*
Bendenizin oy kullanmada tabi olduğum kaide şudur:
Kim kime oy veriyor ise oy verdiğinin her ameline ortaktır. Kıldığı iki rekat namaza da içtiği bir kadeh içkiye de, çaldığına ve yaptığı hayra da. Bu sebepten kör göz rey kullanamam.
*
"Yahu sen avukatsın, ne işin olur yerli tohum ile diyen arkadaşım, bendenizin işi hakkı müdafaa, eğriyi doğruyu ayırt etmede doneleri yerli yerine oturtmak ve adaletin tecellisine vesile olmak. Hem geç bunu, bu topraklarda yaşayan herkesin en öncelikli işi, atadan yadigar toprağa, mayaya, kültüre, tohuma sahip çıkmak olmalı değil midir?
Milli eğitimde de, tarımda da, sanayiide de bir hak müdafii olarak herkesten fazla bendenizin söyleyecek sözü olur. Hem ceddimin, hem evlatlarımızın hukuku bunu gerektirir zira." yazmıştım bir vakit ve şimdi hamd olsun yerli tohum üzerine ciddi çalışmaları görüyorum ve onurlanıyorum.
*
Ve [bil ki,] eğer senin başına Allah bir darlık, bir sıkıntı saracak olsa, O'ndan başka onu giderecek yoktur: Ve eğer hakkında iyilik, genişlik diliyorsa, O'nun lütuf ve cömertliğini engelleyebilecek kimse de yoktur; (Yunus Suresi 107)
İman sahibi olduğunu iddia eden, bir sıkıntı onu bulduğunda, onu, başına saranın O olduğuna gerçekten iman etmiş olsaydı, mesela siyaseten falan partiyi, filan kişiyi zarar verici saymaz ve darlık ve zararı gidermek adına Allah'tan gayrını muhatap almazdı.
Uygulamada böyle olmadığına göre, imanı değil; inancı konuşuyor olmamız da son derece doğaldır.
İmanı mantığa oturtmaya çalıştıkça inanç sistematiği semizler, gürbüzleşir; iman ise derman kaybeder.
Ters bir yorum; fakat bu böyle...
Bundandır ağız tadı eksikliği... Huzursuzluk... Tatminsizlik...
Zarar ve faydanın Allah'tan olduğuna inanan birisinin, insanlar ile fayda zararı ilişiklendirme ile işi olmaz. Fayda ve zararı insan ile ilişiklendirenlerin de iman teraneleri sivrisinek vızıltısından öteye gitmez.
Mert mü'min odur ki;
Evet böyle inanıyorum, mantığınıza uysa da uymasa da diyebilendir.
Böyle demeyip "ama", "şöyle ki", "aslında", "doğrusu bu şu demek" ile lafı kabartanlar, Allah'ı Musa bilip, kendini Harun sayanlardır.
*
Siyasal, kültürel İslamı, Adem Peygamberden son Peygambere kadar hiç değişmeden gelen bir ilkeler dini olan İslam'ın önünde en büyük düşman olduğunu idrak ile, siyasal ve kültürel İslam ile semizleyerek, gürbüzleşen teşkilat, cemiyet, cemaat ve oluşumlara mani olduğu için sevmiyorlar.
Lakin hem Türklerin, hem sair coğrafya ırklarının ve hem de tüm insanlığın kurtuluşu ilkesel İslam iledir, ikbal ve dünyevi ihtirasları için, İslamı emel kağnılarına öküz niyetine koşanlar, tabiidir ki, ilkeler dini İslamdan haz etmeyeceklerdir.
Lakin Allah er geç ilkeleri belli, hiç değişmeden gelen dinini dünyaya hakim kılacaktır ve herkes, durduğu yerden sorumlu tutulacaktır.
*
Diyorlar ki, ilkokul öğrencisi tıp kitabı okusa, ne anlarsa, meal okuyan da Kur'an'dan o kadarını anlar.
Kanımca doğru bir tespit, ama eksik, şöyle ki:
Anlamadan Arapçasını okumaktan daha evla bir ibadettir, derinine inmeden, anlamak maksadıyla dilinden okumak, zira Allah Kur'an'da diyor ki: Siz anlayasınız diye onu Arapça indirdik.
Mevzu net, anlamak asıl yani..
Kuran'ı anlamanın en isabetli yolu da hadis ve sahabe uygulaması ile tefsirdir.