Bizim bu topraklarda ifrat ve tefrit çok revaçtadır. Ya dibine kadar sevgi ve itaat, ya da nefret ve muhalefet..
Atatürk, İnönü, Menderes, Özal ve Erdoğan misal.
Hata yapma payı verilmez sevenlerince ve sevmeyenlerince de doğru işleri asla olmamıştır.
Buralarda ilkeler değil, karizma ne diyorsa odur.
Bu böyle devam ettikçe de burnu sürtülmeye devam eder buraların insanının. Kişi yönetir ya da yönetemez, başarmış veya başarısız olmuşlardan, ilkelere ve sisteme sıçramadıkça, tepemize bir binen hep olacaktır. Net.
--
Kurumlar hain olmaz, insanlar da sorun olabilir. Hukuka aykırı bir durumunu tespit ettiğiniz hakkında yargıya müracaat edersiniz ve gereğini yargı yapar. Adamlarınız oraları ele geçiremedi diye koca koca organizasyonları itibarsızlaştırma gayretleri yanlıştır. Çalışsınlar, ikna etsinler kafanızdaki insanlar oralarda yönetime seçilebilsinler. Bu işin oluru budur. Hükmedemediğin yerin kapısına kilit vurmaya kalkınca yarın, dünkileri sen nasıl anıyorsan, öyle anılırsın.
--
Sığınma içgüdüsü ile vazgeçtiğin özgürlüğünün bedelini alakasızlara ödettirmekten vazgeçemiyorsun. Bence psikopatlık tam da bu. Ne istediğini bilmemek ile bilmek... Uymamalı kilo bedene ki mide doyarken ruh acıksın.
--
Bir çok rahatsızlığı çözmenin ve hatta başa gelmeden engellemenin basit bir yönteminden sizleri haberdar etmek istedim: Dua
Dua en etkili telkindir. Kabulü ile ilgili bölümüne girmeden, kişi kendi duasına inanacak olursa, özellikle vücudunda ve nefsindeki problemlere yönelik şifa niyeti ile yapacağı dua tek başına dahi iyileştirici etkiye sahiptir. Kabul etmeyecek olsaydı, istemeyi verir miydi hiç boyutu da ayrı bir mevzu haliyle
--
İmanın kemalatı ile kendisini aynı değerlendirme düşüncelerine dair notlar:
Kemalatı rükün gibi sunmak milyarlarca müslüman içinde beş altı yüz insana hadiseyi indirgemek olmaz mı?
Bedevi'ye bedevice tavrı caiz gören -ne eksik ne fazla yaparım-ına cennet vaad eden de aynı Peygamber değil miydi?
Kemalatın zirvesinde imana sahip olan bir müslümanın günaha dalması, hata yapması söz konusu olabilir mi? O imana malik olan için günah kavramı küfürden farklı olabilir mi?
-Benim şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenler içindir- diyenin böylesi bir imanı olmazsa olmaz rukün kabul ettiğine dair bir dayatması var mıdır?
Yazıyı hazırlayan ve okuyanlar dahil müslümanların kaçı anlatılan tarz bir imana sahip olduğunu iddia edebilir?
İmanın kemalatı...Kamil iman ile iman neticede ayrı şeyler değildir; ama reel insan olgusu böylesi bir imana Adem aleyhisselamdan bu yana asla topyekün hazır değildir.
Ütopya...
Testi, ancak nasibi kadar su alır...
Herkeste kemalat dürtüsü fıtratta vardır; ama herkes kamil olamıyor.
Kemalat herkese nasib olmuyor. Olmuş olsaydı bu dünya başından beri böyle bir kurguyla gitmezdi.
Cenneti hepten kamillere hasretmek yoktur. Aksak eksik, pürmelallere de yer vardır orada. Yeter ki islam olsun, inkarı galat olmasın.
Açıkçası kemaletı herkes arzular; ama kemalat ateştir, herkes avucuna alamaz.
Alabilirliliği olsaydı işte dünya!
Başından şimdiye kadar buyurun tespit edin...
Ütopya derken bu kastedildi.
Realite bu değil zira...
İslamın, mensubunda görmekten hoşnut olduğu temel bakış perspektifi sadece şudur:
Affet; affedilebilirsin.
Ört; sana ait görülmesini istemediğin işler de örtülebilir o zaman.
Sev; sen de sevilirsin.
Adil ol; sana da adeletle muamele edilecek çünkü.
Haksızlık yapıldı sana; küçüklüğüne, boşboğazlığına ver; görmezden gel, böyle yapmazsan, senin O'nun Kat'ındaki haksızlıklarını başka şekilde savunman mümkün değil.
Sen vurursan, sana neden vurulmasın?
Sen acımazsan, sana neden acınılsın?
Sen affetmezsen, suçunla varacağın o yerde, seni neden affetsin!
Sen içini ne ile doldurursan, senden akacak olan da sadece odur.
Kısaca: Ne ile karşındakine muamele ediyorsan; hakkın olan, sadece o muameledir Yaratıcı'dan görebileceğin.
İslam'da insana yüklenen misyon, sonsuz irade ve güç sahibi Allah'a, Onun dilediğince, bağışlanan sonsuzdan bir parça irade ile, emanet edileni en sağlam bir biçimde ulaştırmaktır.
O'ndan ne bekliyorsan kendi adına sen, sen de onu yap muhatabına!