Türkiye topraklarında yaşayan insanların fakirlik çekmeleri, idarecilerin basiretsizliği kökenlidir. Bırakın Karadeniz'deki trilyonlarca metreküplük gaz rezervlerini (ki bu, Özal zamanından beri bilinmektedir), bu topraklarda ne ekseniz tabii ilaçtır, tüm dünyada, bilinen ne kadar hastalık varsa, hepsinin şifasına vesile ürünler bu topraklarda üretilebilir.
Güneydoğu bölgesinde tüm Arabistan bölgesi insanının, har vurup harman savurduğu ve bedelini ABD bankalarına yatırdığı petrolden bin kat kıymetli enerji rezervleri de, kaygı ve korkular sebebiyle işlenmemeşti.
Var olan değerlerin de günü kurtarma politikaları maksadı ile, yarın üç beş kuruş bile etmeyecek paralar karşılığı satılması da öylece.
En ben vizyon sahibiyim diyen dahi, kendini korktuğu tezgahtan bir türlü azad edememektedir ki, bu da layık olunanla idarenin bir yansımasıdır.
*
Amerika doğal afetler ile baştan sona yerle bir olsa, sadeca Arap sömürgelerinin paraları ile 10 Amerika kurarlar o topraklarda yine.
*
Önümüzdeki yıllarda insanlığın protein ihtiyacını karşılayacak böcek üretiminde iklim ve bitkisel kaynak açısından Türkiye bir numaralı üretici olabilir. Gerekli yatırımlar için çalışmalar artırılmalı. En makul ve dünyada da kullanılan çöl çekirgesi üretimi için marka olmak hedeflenmeli.
İlk orta ve lise müfredatına fitoterapi (bitkisel ürünlerle koruyucu ve tedavi edici usuller) kesinlikle konulmalı ve bu konuda zengin bir bitki ve usul çeşitliliği olan coğrafyamızda hastalıkları engelleme ve tedavi etme kültüründe geniş çalışmalar, bilimsel temeller üzerinde yapılmalıdır.
*
Hey mevali diye Türkleri aşağılayan bazı Araplar!
Tüm dünyaya islamafobi karşıtı mesajları, sizin o aşağılamaya çalıştığınız Türkler veriyor!
Ya sizin İslamdan haberiniz yok, ya da Türklerin inandığı İslam ile sizin bir ilginiz yok.
Bu da bu kadar.
*
"İdam cezası olmalı" görüşünün, imza edilen sözleşmeler icabı Türk hukuk sistematiğinde uygulama alanının olamayacağı malum. Bir tarz gaz alma durumu doğrusu. Üstelik suç çeşidi çoğaltılıp, ceza artırılınca suç ve suçluda azalma olmaz. Bu, insanlık tarihinde milyonlarca defa test edilmiş bir iki kere iki dört hadisesidir.
Bilakis ceza kabarınca suç, yeraltına sızar ve ikiyüzlü, kurnaz, içten pazarlıkçı tipler klonlanır.
Üstelik suç yollarına parke döşemiş devletlerin suça ceza kesmeleri aymazlık ve densizliktir.
Bundan daha densizce bir şey söylenecek ise, o da şudur ki,
"Henüz girmiş on üç on dört yaşına, edalı işveli köylü güzeli" türküsüne Devletin Televizyonunda alkış tutanlar, on üç on dört yaşındaki çocuğa yönelik eğilimleri lanetlerler!
*
"Hata ve ayıbına, acizlik ve zayıflığına ihtimal vermediğimizden vebadan kaçar gibi kaçmak lazım. Zira o, tarihin en kadim hilesi ile bizi insanüstü olduğuna inandırmıştır ki, ilk fırsatta tepenmize binmesi kaçınılmazdır."
*
Görev yaptığı resmi kurumun kapısından girdiği anda din, ideoloji, ırk, hısımlık, dostluk, yandaşlık, karşıtlık adına, iş esnasında zihni ve fiili çelici her ne var ise topuna birden kapı önünde el sallayamamak ve onları içeri alma çürüklüğü bir facia.
Dindar diyorsun bakıyorsun bu var.
Ocu bucu şucu fark etmiyor ucundan kıyısından ortasından bulaşıyor bir biçimde...
Bunu çözmedikçe çözüm çözüm çözüleceğiz.
*
Kaliteli bir hayat için şu kelimeleri azalta azalta yok etmemiz gerekiyor: "Ama, fakat, lakin, şu kadar ki, ne var ki, gerçi, ancak"
*
Bu kadar net ve nasıl bu kadar rahat yazdığımı da söyleyeyim: Zaten % 81 bedensel engelli bir bireyim ve yarına dair hiç bir hesabım da yoktur. Hesabı olmayanın korkusu da olmaz.