İsmail ARSLAN

Tasavvuftaki fena ne demektir

İsmail ARSLAN

Bir genç oğlan, bir kızı sever ve ondan uzaklaşırsa; haliyle aşk ve sevgisinden tahammülsüz dereceye gelir; arar, arar... 

Ansızın tenha bir yerde korku ve utanç olmaksızın karşı karşıya gelir.

Acaba o anda kızın istek ve arzuları, bedeni ve güzelliğinden başka bir şey aklında kalır mı?.. 

Elbette kalmaz.. 

Kalmayınca, titrer mi?.. 

Titrer.. 

Birleştik der mi?.. 

Der.. 

Yahud düşüp bayılır mı?.. 

Bayılır.. 

İşte bunu gören: " Şu genç, bu kıza meftûn olmuş. " der

Ayılınca, gençten sorsan: Nedir bu senin halin?. 

" Canım onun canı için feda olmuş; istek ve buyruklarına hazırım. Onun isteği, benim isteğimdir; ben yoğum o var.. " demez mi?.. 

Der.. 

Bundan daha âlî ünsiyet makamı... 

Bu " O benim içime.. Ben de onun içine girdim." demek değildir. 

Adamın belinde bir silah var. Cebinde kaçak bir eşya var. 

Ansızın polisler etrafını sarar.. 

O anda, polislerin korkusundan titrer mi? 

Titrer.. 

Şok geçirir mi?.. 

Geçirir.. 

Polisin zatından ve silahından , bir de merhametinden başka, hiçbir şey aklına gelir mi?.. 

Gelmez.. 

Korkusu ümidine galebe çalar mı?.. 

Çalar.. 

İşte bu adam, polisten meftun oldu mu?.. 

Oldu.. 

Hele hele, kendisini takatsiz ve mukavemet edemeyecek derecede görürse.. 

Ve bundan âlî, mahcubiyet makamı... 

İşte kızı sevdiğimiz kadar Allah Teâlâ'yı seversek; arzusu için arzumuzu terk edersek; yahud polisten korktuğumuz kadar Allah'tan korkarsak, yasaları için yasaklardan kaçınırsak, fânî olmuş oluruz.
 
 

Yazarın Diğer Yazıları