Kim olduğunun anlamı yok; ne gördüğüne bak...
Mevzu dönüp dolaşıyor kişinin iradesini tahakkümden yana kullanmasına dayanıyor.
Akışına izin vermek yaşamın çok zor....
Müdahale/ler yağmur damlası gibi.
Bir gök varsa, yer illa çeker gücünce...
Biri düşsün yeter ki...
*
Devlette, vazifelinin görev kusuru sebebiyle oluşturduğu zararın, kendisinden tahsil edildiği ciddi bir mekanizma tesis edilmesi şarttır. E ama Sayıştay denetimi ile bu zaten var mı diyorsunuz
. Var ise, o halde nedir bu, bazı paralel devlet heveslilerinin devlete yerleştirdiği çapsızların haltlarını bahane ile binlerce engelli raporu sahibine yaşatılan hak mahrumiyetlerin ceremesinin millete yüklenmesinin gerekçesi?
Sahte rapor almışları bahane ederek kaç gerçek engelli, nice hak ve menfaat kaybı yaşadı, devletin hangi birimi, bunlarla ilgili, ne tarz bir araştırma gayretine girdi.
Mesela vergi tarhiyatları, emekli maaşı iptalleri gibi somut vakalarda raporu sahte olmamasına karşın, sırf sahtecileri bahane ile yaşatılan mahrumiyetler hususunda Hazineye ne kadar haram girdi, var mı hesabını tutan bir birim?
Ey idare! Yırtınıyorum burada, devleti şahısların eline değil, sağlam kurgulanmış ilkelere emanet edin diye. Bak dün bir fetö geldi dumanını artırdı mekanizmanın.
Yarın da metö gelir aynı haltı işler.
Halbuki ilke hakim olursa, A olmazsa B de aynı işi yapmak durumunda kalırdı ve A bir zarara sebebiyet verdiğinde, donuna kadar ondan alınacağından emin olsa idi, bir yapmadan bin düşünmez mi idi?
*
Değer yargılarını değere bindirmek
'Güdü değil bu, taş gibi ilke' adına üretip kutsallaştırdığımız her değer yargısı ile eksildiğimizi aynada görebiliyoruz.
Üstelik biz takılsak bile zaman işlemeye devam ediyor.
Dün dünya yuvarlaktır diyene ölümü ağzına alanlar, bugün de göz kapanınca güneşi görmemenin verdiği rahatlıkla inkar edebiliyorlar aydınlığı; lakin karanlık ışıktan daha eski bir hakikat olmasına rağmen, ışık, karanlığın her zaman üstüne çıkan baskın bir realitedir.
Değer yargıları yaşamı anormalleştirdi.
Özü bu.
Örneğin on yedi yaşındaki kızkardeşini on kere yedi yıl yaşamış, on yedinci kadına talip adamın koynuna, on yedi bin dolara sokan abi, pek bir namusludur ve o kız kardeş sevdalandıysa köyünün yiğit delikanlısına onu on yedi yerinden bıçaklamamak da namussuzluktur.
İşte değer yargısı bunu yaptırır insana, oysa insana lazım olan sadece değerlerdir.