İsmail ARSLAN

15 Temmuz Mesajı Alındı mı

İsmail ARSLAN

15 Temmuzun mesajını devletin alıp almadığının en önemli göstergesi sadece şudur:
Devlete memur alırken, iradesi cemiyetine, tarikatına, önderine bağlı olanları, tabiiyetlerini kapı önüne bırakmadan içeri girme şansları olmadığına inandıramıyor ve iradesi güdümlüleri bir yerlere yerleştiriyor ise bu hadisenin tekrarı ve daha acı boyutlusu kesindir. 
Liyakattan daha sağlam ölçüt aranmamalı ve devleti, emeline kullanacaklara asla fırsat verilmemelidir.
Kim ki devletin imkanları ile kendine, civarına, tabiiyetine imkan devşirme gayretine girdi, onun ve fayda sağladığı her neresi ve kim ise tüm mal varlıklarına el konulması ilk yaptırım olmalı ve kimseye bu hususta ayrıcalık tanımmamalıdır.
-- 
Devlette görev alabilmenin çok basit bir kriteri olmalı, liyakat.
Liyakat da yapacağı iş ile ilgili eğitimini almış ve sahih bir nosyon sahibi olmak kadar kolay bir ölçüte tabidir. Hukuk eğitimi almamış, hukuk nosyonu olmayan birini falan mensubiyetten sağlam referesi var diye kürsüye oturtmak cinayet olduğu gibi, sağlam bir hukuk nosyonu edinmiş birini filan yerden referesi yok diye, hak ettiği kürsüden mahrum etmek de zulümdür. 
Adalet kolay tesis edilebilir, ama adil kalabilmek hiç kolay değildir.
--
İlkeye kıymet vermeyi değil lidere teslimiyeti ta'lim eden bir din algısını bu gençliğe dayattıkça devletin temellerine patlayıcı yerleştirdiğini idrak edemeyenler mi devletin bekasına çalışıyor olacaklar?
Hayal görürsünüz ancak.
Tahkik ile taçlanmış iman ve bu imanın gereği ahlaki donanım, Kur'an'ı güzel nağmelerle seslendirme öğretilerek elde edilecek vasıflar değildir, ancak O Kur'an'ın anlaşılması, mesajları üzerinde derin tefekkür ile kazanımı mümkün kıymetlerdir.
Müslüman dünyasının acil bir hedef düzeltme vakti çoktan gelmiş, hatta geçmektedir.
Kişilere onlara ait olmayan vasıfları ne kadar giydirmeye çalışsanız da sırıtır o vasıflar beşaretin üstünde, uymaz ne ederseniz edin.
-- 
ABD, Türkiye'nin yükselişini göz yummaz. Büyük Yahudi Krallığı'nı kurma ideali için görevli olduklarına iman etmiş idarecilerin kendi halkını bile gözden çıkardığı bu devlet, Ortadoğu'yu istediği kıvama getirmeden de durmayacaktır. Bu minvalde Türkiye'nin ABD ile tüm köprüleri atması ve Türki devletleri başta olmak üzere, bölgedeki tüm devletlerle sıkı ilişkiler kurmaya gayret etmesi, bunun için de gerekli siyasal müdahaleleri bizzat yaparak, kendi halkına ihanet içindeki nice ülke yönetimini yıkması şarttır. 
Kısaca ya büyük hamle yapmak zorundayız, ya da itaat ederek üç günlük ömrü bize uygun gördükleri topraklarda, arzularınca heba etmeye mahkumuz. Emin olun tüm dünya Ortadoğu'da oynanan oyunun farkında, doğru iletişim ve liderlik ile dünyanın yörüngesini değiştirmek de mümkün. Sadece ahlaki ilkeleri gözetmek ve ciddi iman yeterli başarı için.
--
Hükümdarın Yuları

Korku ve sevgisini yönlendirdiklerini ilah edinme sürecinde oldukça tecrübelidir insan. Yağmurun bereketiyle onu tanrısı kabullenen, şimşeğin korkusuyla secde etmeyi de ihmal etmedi. Güzeli sevdi rabbi bildi, kötüyü de... Yüz binlerce tanrısı oldu var ettiği tarihi boyunca. Anlayanlar da olmadı değil tanrılarının ilahı olduklarını. Onlar da kendilerini tanrı bilmenin kucağına saldılar cılız varlıklarını. Halbuki kudreti kendinden menkul olmayan hiç bir şey tanrı olamazdı. 

O halde neydi bu sahte tanrı saçmalığı?

Varlığı içeride sorgulanan bir varlığın peşinde koşturanlar farkında değiller mi tapındıklarına değer kazandıran olduklarının?

Bilirler; ama o bilinmez bildirmedikçe de bilemezlerle geçiştirildi ömürler boyunca ömürler. Ekmeği kara banıp yediğinde söylemişti Nasrettin Hoca beğenmedim diye. O cesurca, gülmeleri pahasına gerçeğini ifşa edebilmişlerden; ya biz?

Kendimize ya da ürettiğimize tapınırken adını koymaktan kaçındığımız fiilin başımıza geçirdiği çuvalda delik açıp oradan seyrediyoruz tepemizde uçuşan kayaların aksiyonunu
Düşmez başımıza inancıyla üstelik ve düştüğünde kafamıza kütleler beynimizi kaldırımlardan toplamaya üç beş balici sokak çocuğuna beş on kuruş veriyoruz.

Birilerinin ona yüklediği ile anlam bulan her kelimenin yoruma muhtaçlığınca, her var edilmiş tanrı da son son övgü ve sövgünün kulu olmaya mahkumdur.

Kula kulluk yapanların saltanatının adıysa var olmanın anlamı, tanrısını güden hükümdarın yuları tutanının elindedir her zaman.
 
 

Yazarın Diğer Yazıları