İsmail ARSLAN

Dünyaya dair gayeler için dini kullanandan daha ahmak kim olabilir

İsmail ARSLAN

Bugün asgari ücret seviyesinde işçi avukat olarak ancak iş bulabilen avukatlara çok da gülme sevgili doktor arkadaş! Hesapsız şekilde memleketi hukuk fakülteleri ile donatan irade, aynı kafa ile her yeri tıp fakülteleri ile de doldurdu. Benzer akıbet yarın senin de meslektaşlarının başına gelebilir. Ah liyakat ah, sen ne zor mevzu imişsin meğer.
--
Adalet Bakanımız geçen sene her yıl 5.000 hakim savcı alacağız. Kasım ayında yeni mezunların bilgileri taze iken alım düşünüyoruz açıklaması yapmış. İyi hoş demiş de her zaman diyorum. Adalet hukuk bir nosyon işi. Okuldan yeni mezun 22 yaşındaki genci, direkt kürsüye çıkarınca sıkıntıyı çoğaltıyorsunuz yargıda. En az 3 5 ideali 7 yıl avukatlık tecrübesi olmayana kürsü emanet edilmemeli. Pişirmeden yaktığınız bu gençler, adaleti de yakıyorlar sonuçta. Özellikle parti cemaat cemiyet referans sistemini tamamen kaldırarak, dupduru liyakat tercihlemesi ile görevlendirmelerin yapılması da hayati bir mevzu. Okuldan yeni mezun gençleri öncelikle hakim savcı yardımcısı olarak görevlendirmek de düşünülebilir tabii ki. Adalet devletin dinidir ve bunu en iyi bilmesi gereken de haliyle Adalet Bakanıdır.
--
Dünyaya dair gayeler için dini kullanandan daha ahmak kim olabilir?
Mesela makam kapmak veya ihale almak için camiye giden, veya bir tarikata bağlanan, zahirde yaptığı ile makam ve ihale de alsa, ahiretini harap ettiği için hamakatın zirvesine ermemiş midir?
Ya da tarikatına cemaatine mensup olanlara imkan devşirmek için, devlete sızana göz yuman acaba daha mı az suçludur bu zavallıdan?
--
Devlet algısı ve yönetme kafası değişmeli, ama devletin insan hak ve özgürlüklerine saygılı bir mekanizma olduğu algısı ile devlete bakanlarla değil, insan hak ve özgürlüklerine dayalı bir mekanizma olduğu algısı ile hareket edeceklerle bu mümkün olur. Mailis Nalars
--
Aşağılamak büyütür mü?
Üstte hissetme vehminin tezahürü ve esasında bir hastalık olan aşağılama vasfı kibir kökenlidir.
Hayatta hiçbir an değersiz olmadığı gibi esasen her insan da değer yüklüdür.
Kimi kıymetini har vurup harcar; kimi de zalim nefsine muhalefet eder, masum ruhunu donatır. Altında gördüğünü hırpalama, tahkir etme, hafife alma v.b. kalbi arızaların tümü kibir aymazlığının yansımalarıdır.
Öyle ya!
Kendini varlığın merkezine almanın tezahürü değil midir; işçisi Bekir'in hakkını ona vermeyip, evdeki Tekir'e ikram edebilmek?
Kibri konuşuyoruz, şeytanı tepetaklak edeni...
Farklı perspektif bakanı, 'anlamama, fark edememe, yanlış görme' ile itham ederken, onu içeriden bir yerlerinden rahatsız edecek üslup kullanmak, 'yol alamama'nın sebebi olabilir mi? Tahkir, kibrin mahsulü cüsseli bir kalbî hastalık alametidir. Belli bir sıfatı olsa da, özel bir kalıbı yoktur. Halbuki çok kesin bir hakikat var:
Aşağılamak asla yüceltmiyor, yaklaşmıyor aşağılanan ve özde yanaşma zemini yok oluyor; nefret çoğaltmaya yarıyor. İnsanların birbirlerine tevazu şefkat ve merhamet ile muamele etmeleri gerekliliğini önceleyen, gavuru, gavurluğu aşağılıyor diye, O'nun dinine tabi olduğunu iddia eden kulların ibadet aşkıyla birbirlerini tahkiri, yok sayması, küçüğü büyütmesi, adaletsizliği ciddi bir çelişkidir.
'Neden böyle?' diye sorguladığım zaman temelde bir tarz tanrı olma hevesi ile izah etmeye mecbur kaldığım olmuyor değil. –Haşa- İlahi yetkinliğin mührü elinde, hüküm iki dudağının arasında, canı çektiğini cennete, huyunu beğenmediğini cehenneme sokanları aşağıladığım algısı oluşur kaygım olmasa bir odaya kapatarak ellerine zilli def verip, kendi başlarına çalıp söylemelerinin, insan arasına karışmamalarının kendileri için en zararsız tavır olduğunu söyleyebilirdim. Hesabın olduğuna inanan her insan sözünde ve fiilinde ehli temkin olmalı.
Kimsenin aklı ve algısı bir değildir. Bir olmaya mecbur da değildir.
Muhatabını ilerde bilmeden tahkir etmek istemeyen, onu kendinden aşağı seçmemeli. Kendinden yukarı da seçmemesi isabetli olur; zira bu sefer o, onu tahkir edebilir.
İçini boşaltamadığı ve yanında huzur bulamadığına etmediği kıymeti yüklemek doğru değil, kişi kendini ondan sakındırdığına karşı, kendi kendini aldatmamalı.
İnsan olmayı hazmetmek gerekiyor.
Kul olması hükmü Rabb'ine vermesini gerektirirken, zatına taparcasına bağlıları artırmada ve gayrı hakkında hakim sıfatlı olmada kimi gayretli görürseniz bu sözün muhatabını odur.
Hata yapmak, kaymak, şaşırmak, acze düşmek, başarısız olmak tamamen insanidir.
Hatanın, yanlışın en çirkini bile insana özgüdür. 'Hatasız kul olmaz' 'Beşer, şaşar' tabirleri bunun için vardır.
Yanlışa tahammül, yanlıştan tiksintiyle beraber olmalı. Doğruda ısrar, doğrudan şaşıldığında şaşkınlığa düşürtmemeli.
Ölene kadar yaşamaya madem mecburuz. O halde geçim ehli olmamız gerektiğini vurgulamak isterim.
Hatayı abartmamak, doğru olanı da. Mükemmeliyetçilikten uzak, insana özgü yaşamak bu kısaca; haltıyla, hatırıyla, hakkıyla; yasayacağı son deme kadar.
Ötesi bunalım ve hafakan türetir.
--
Unutulmamalı ki; kim bu dünyada kime ne ile muamele ediyorsa, diğer tarafta göreceği sadece buradaki muamelesinin mislidir.
Örten örtülür, af eden af edilir, verene verilir, aşağılayan aşağılanır, sakınandan sakınılır...
 

Yazarın Diğer Yazıları