İsmail ARSLAN

İnsan doğmak nasip, insan olmak gayret, insan kalabilmek ise yürek ister

İsmail ARSLAN

Bu coğrafyada süsü püsü, alımı, sunumu yerinde bir yarım, daima yalın bir tamdan daha itibarlıdır. Mailis Nalars
--
İnsan doğmak nasip, insan olmak gayret, insan kalabilmek ise yürek ister. Mailis Nalars Sarpust Yazıtları MÖ 3433
--
Tarihte hiziplerin aksiyoner faaliyetlerine bakıldığında özellikle hizip ve cemaat tetikçiliği yapan insanların en bariz özelliği başta makam ve mevki olmak üzere çeşitli dünyevi nimetlerle minnet altında bırakılmak suretiyle yeri geldiğinde öncül kuvvetler olarak kullanılmalardır. Tabi bunları kullanan sözde liderleri öncelikle tıpkı fetö, mafya ve benzeri teşkilatlarda olduğu gibi o tetikçileri ya sefalet içinde bulup üstünü başını giydirmiş ve cebine para koymuş durumun düzeltmiş, genel cehaletini giderip özel bir at gözlüğü takıp özel cehalete sürükleyip, gelen nimetin asıl vericisinin Allah olduğunu unutturup kendisini onların gönlüne koyup, zahirde Allaha itaati istiyormuş gibi yapıp hakikatte Allahın emrinden ziyade kendi arzularının gerçekleştirilmesini hal diliyle arzulamışlardır. Tabi keskin firaseti olmayan zavallılar gerçek kulluğun kime yapılması gerektiğini faydalandığı nimetlerin gözlerini kör etmesi neticisinde unutup kula kul olma noktasına gelmiştir. İster Hassan Sabbah fedailerine bakın isterse afyonla olmasa da sürekli telkinlerle uyuşturulan çağdaş haşhaşi fetöcülere bakın tetikçi devşirmeleri bu şekildedir.
Allahın muradın yerine kendi arzuların koyan insanlardan nimetlenmek durumunda olanlara şunu belirtmek isterim size gelen nimetleri hakikatte size veren Allahtır onlar sadece bir vesile ve sebeptir. Vasıtayı asıl yerine koymamak gerekir, zira nimetlenmede gerçek nimet verenin Allah olduğu unutulursa nimete vesile olanın kulu haline gelmek kaçınılmazdır bu durum kişiyi şirke kadar götürür.
Hattı zatında onlar sizin sayenizde güç devşiriyor... Gerçek sufilere göre güç şehveti, normal cinsel şehvete göre yüzlerce derece daha helak edicidir. İşte bundan dolayı Allahı unutup körü körüne temelinde bilgi olmayan minnetten kaynaklanan itaat hem kişinin kendini helak eder hem de itaat ettiği kimseyi helaka götürür. Allah rızası için kendimizi gerçek bir muhasebeye tutalım sevdiğimiz insanların isabetli görüşleri tavırları olabileceği gibi bir kul olduklarından dolayı isabetsiz görüş ve yanlış davranışlar da olabilir . Hatta büyük günahları yapabileceklerini kabul etmemek ehli sünnet dışı bir inançtır, zira şia bile 12 imamın dışındaki kimselere masumiyet vermemiştir.... Allah bizi Hak ve hakikattan ayırmasın nimetlerin asıl vericisinin Hakk Teala olduğunu unutturmasın...amin.. Yüksel Göztepe Hocaağabeyimden...
--
ADALET
"Zulüm (adaletsizlik) devlete, nankörlük, nimete zeval (son) verir." Nuşirevan-ı Adîl
"Küfr ile belki amma zulm (adaletsizlik) ile paydâr kalmaz memleket." Nizam ul Mülk (Nizam-ül mülk'ün idare teorisinde "adalet" olmazsa olmaz bir şart olarak takdim edilir.)
"Güzel zamanlar adil hükümdarların hüküm sürdüğü zamanlardır. Adalet hâkim olunca ihsan da hâkim olur. Nitekim adaletin olduğu yerde civanmertlik de vardır." Nizam ul Mülk
İngiliz Kralı 8. Henry'nin Başyargıcı olan Thomas MORE Utopıa adlı eserinde "Bir devletin gelişmesi de, yıkılması da o devleti yönetenlerin ve hâkimlerin elindedir."
"İyiler giderler, güzel âdetleri kalır. Kötülerden geriye ise zulüm (adaletsizlik) ve kötülük kalır." Mevlana Celâlettin-i Rumî
Hakimi, hükmün mütemmim cüz'ü; ya da hakkaniyetin turnusolü kabul eden muhakeme sistemleri, sonuçta özünde sadece bir insana bu kadar değer yüklemesi yapılmasının hakkaniyete hakaret olduğunu fark edemeyecek kadar sağduyu yoksunu oldukları için yanılgı içinde yanılgı üretmeyi otomatiğe bağlamışlardır.
Hakim, adaletin kökü değildir.
Hakim, adaleti tesis eden değildir.
Hakim, adalet testisi de değildir.
Hakim, doğrusu sadece diri adalet algısının aynası mesabesinde bir görünüm arz etmelidir.
Yasanın, toplumun üç adım gerisinden geldiği coğrafyalarda, kürsüdekinin üç adım atlama uzmanı olmasını beklemek ve adaletin şahsında tecellisini ummak safdilliktir.
--
Bu ülke insanının sarhoşu bile nara atarken Allah der, iman, DNAsına işlemiştir insanımızın, lakin bizim ortak paydamız din değil, ahlak olmalıdır. Zira evet inanır, ama haltından da geri durmaz çoğunluk.
--
Tövbenin kabulüne alamet, tevbe edebilme hissinin gelmesi, mahcubiyet ve pişmanlık duygusunun kabarmasıdır. Bu halde tevbe ettikten sonra, tevbede muvaffakiyetinin alameti ise, haltlardan sakınmada başarılı olabilmektir. Dahası kişi, yaptığı haltın mahcubiyeti altında ezilerek afuv talep etmeyecekse hiç tevbe işine tevessül etmese yeridir. Mailis Nalars
--
Sahte Tanrı Sahnesi Figüranları
İnsan tuhaf bir organizma...
Biri var mesela... İçi kin ve husumet küpü ve dışında oldukça şirin bir profil çiziveriyor. İçini bilmeyenlerce o biri, harika biri. Hatta o, kendisine yapılan övgülerin şişkinliğinde, onda olmayan meziyetlerin sahibi gibi görüyor kendini ve sıkıntılı vasıflarını bile unutuverip, olmadığı kişi olduğuna inanabiliyor.
Kim kimin içini -belirtiler de yoksa- bilebilir ki aslında. Ama bilinebilir, aşağılarda belirtileri yazacağım: Böylesinin zararı en kepaze hayat yaşayanın vereceği zarardan büyük olur yeri geldiğinde. Övülmez, öne alınmaz ve dediğince olmazsa süzme pislik kesilir insanların başına...
Dostlarla iyi ortam paylaşmak ve düşmanları idare edebilmek zanaattir. Zanaat sahibi olmak ise her kişinin harcı değil maalesef. İnsanın içindeki kibir ve gurur, aşağılık bir eyleme dönüştüğünde bunu insan onuru ile bağdaştırmak mümkün değil...
Yakınca cehennem yakmayı göze alacak kadar kindar ve kubuz birine yanaşmak, ateşe benzinle yaklaşmak gibidir. Aslında ateşin üzerine sıçramasına davetiye demektir. Uzak durmak en iyisi.
Belirtiler: Açık arar... Hata arar... Ayıp arar... Gözünü diker, biri abuklasa maksatlı pusuya yatar... Doymaz... İkna olmaz... Yetinmez... Sonra gün gelir Boş boş yaşadığı bu yaşamdan çekip gider... Geride adı anılınca çektirdiklerinin akla getirdiği buruk bir öfke...
İnsan kendi hayatını yaşamalı, gayrının yaşamına zehir olmak yerine. Kendi gibilerle yaşamalı... Kendi gibi... Başkaya eziyetten zevk alan, gayrın gözden düşmesi için yatıp kalkıp plan yapan, kumpas kuran tezgahçı kim olabilir acaba?
Sahte tanrı sahnesi figüranı...
Emelince/idrakınca olmayana zorlayan, dayatan, söven, cezalandıranlar sahte tanrı tiyatrosunun figuran putcuklarıdır.
O sahnede oynayanlar, başka bir sahnede gayta yiyicilerdir. Mailis Nalars
 

Yazarın Diğer Yazıları