Bir Meslektaşımız yaşadığı maddi problemler sonrası bunalıma girmiş ve intihar etmiş. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun amin
Birisi de çıkıp iyi de avukat nasıl maddi problem yaşar diye iyi ki sormadı. Hey Türk müvekkil adayı! Sorununun çözümü için A avukatın yanına gidip ondan aldığın bilgi sonrası ücreti duyunca B avukatın yanına gidip iki de ondan bilgi tırtıklayıp, tarife altında ücret teklifini o da reddedince, arzuhalciye davanı yazdırıp, o davayı da eline yüzüne bulaştırdığın için olmasın sakın.
--
Bu memlekette, içinde Allah korkusu olmadığı halde öyle bir görüntü vererek dünyasını mamur etme gayretinde olanların başarılı olduğu en kritik dönemleri yaşıyoruz. Onların bu başarısı bizi büyük bir batışa götürüyor. O kadar da değil, bizim insanımız 15 Temmuzda destan yazdı diyecek olanlara derim ki fetö tabanında en kafasız ahmaklardan müteşekkil bir organizasyon idi. Kafası şerre iyi çalışanlar kılık değiştirip rant ile birlikte akmaya devam ediyorlar. Bunlara mani olmak ise firaset, adalet, sahih insancıllık gerektirir. Yani muktedir olanlarca en uzağa itilen kıymetler...
--
Yeni bir tarım şurası toplanacakmış, tek gündemleri ata tohumuna tam dönüş ve kimyasalların topraklarımızdan sökülmesi olmalı, sair mevzu hava civadır.
--
İtaat isteyen, itaate zorlayan, itaati kutsayan alçakların eğlencesi olmaya en yatkın millet, maalesef bizim millettir. Fert olmayı başaramayan insanların, yönlendirildikleri, topluca hareket ettikleri yapılara kendilerini attıklarını görüyoruz. Halbuki fert olamadan asla ideal topluluk olunamaz. Aksi düşünce emeli için insanları kullanmayı mübah görenlerin bakışıdır.
Ham ve kaba kişiliklerin kendilerine kıymet verildiğini sandıkları yapılanmaları kutsayarak itaatleri, fert olma olgusu genel kabul olmadan, sürekli hakim algı olacaktır.
Din tabanlı yapılar bu rezilliğin en bariz gözlemlendiği yapılardır, bu farkındalığa rağmen müşterisi en fazla olan da yine bu yapılardır. Zira buralarda itaati yücelten argümanlar için dipsiz bir kaynak vardır. Allah adı ile şahsına çağıranları tanıyıp uzak durabilmek için tek yöntem yeterlidir. Fert olmaya mani olunup, kişiden bir beklentiye girilmesi kafidir. Bu varsa bir hinlik kesin vardır.
--
Yaşamında ne varsa, yan yaşamda olan da sadece o. En uzak köşesine kadar tüm kainatta hep aynı mayadan var oldu, ne oldu ise...
Ne, nasıl farklı olabilir ki?
Bazen bir sel gelir üzerimize. İrili ufaklı kim ve ne varsa o selde sürüklenir.
Çok güçlü kişiliklerin de, zayıflar gibi hayatta kalmak için sadece bir kütüğe tutunmaktan başka çaresinin olmadığı o zamanlarda, unutulmamalı, sarmaladığı kütüğün vesilesiyle soluk alıp vermededir her selzede...
Yalan hüzün, insanı için için yiyip bitiren kurt gibidir. Neşe ise o hüznün ardından yaşam iksiri gibi gelir; fakat acaba öyle midir? Sanal hüzün yapıştığında ruha, yalnız kalmak genel tercihimiz ya, büyük hata...
İnancımızca, geçer hüzün, biz bizeyken biz. Hatta geçtiğini de çoğu defa gözlemlemişizdir. Geçmesi doğaldır doğal olmasına da, atladığımız, o geçerken vazgeçtiklerimiz... Bizden gidenler... İmha ettiklerimiz ihyamız için... O kadar eksiliriz ki, bir sonraki hüzünde anlarız duygu iskeletimizin taşıma gücünü...
İnsanın hormonları eğer hizmet ettikleri yaşamda, yaşama sevinci görmezler ise, yaşam sahibini bir an önce geldiği yere kavuşturmak için seferber olurlar. Yaşama, sele kapılanın kütüğe sımsıkı sarıldığı gibi sarılmışları ise, ayakta tutmakla vazifelidirler.
Yalandan hüznü bir biçimde civarı kalabalıklaşarak atlatmak lazım. Yalnızlık, içerideki koca kalabalıkları başımıza yığmaktan başka bir şey değildir. İnsan, yalnızken tahlil gücünü şahsına özgüler ve bu tercihin getiri götürü hesabında olmaz. Böylesi zamanlarda götürü daima, getirinin beş on mislidir.
Depresif hüzün uğradığında 'ben yalnızlığı seviyorum. Yalnızken çok iyiyim. En azından zararım varsa kendime'ciler, bunu bir daha düşünün derim. Ömrünüzde, yaşamanın sizi hoşnut edebileceği zamanlardan, şiddetine göre üç beş ay, beş on yıl kaybettirecek bu haller bir tarz intihardır. Hormonların mezar kazarken çıkardıkları seslerden size hayır gelmez. Yaşam hepimiz için aynı ayarda akmaz; ama hepimize abanarak akar... Bizler o akış ile sürükleniriz; ama kimimiz nefes alıyor ve kimimiz ise su yutuyor şekilde...
Bir anlam arıyoruz. Aranırken geçen zaman, bize aldırmıyor ama...
Ey toz kondurmaz! Ey yanılmaz! Ey sarsılmaz!
Hüzün iyi gelir.
Fakat timsahsıların gözyaşında değildir o hüzün... Bir kuzunun başını okşayan kasabın merhamet algısında hiç değildir. İşçisinden çaldığı ile hayır hasenat peşine düşenin, semaya açtığı ele düşmez gerçek hüzün... Aldanan ve aldatanın arasında da aranmamalı...
Yalan hüzün, kafa ve kalp uyumsuzluğunda biraz ve her neşede daima çokça vardır...
Gerçek hüzün ise 'ne yaptıklarını bilmiyorlar' diyenin dediğindedir.
Coşkulu yüreklerin çağıltısındadır.
Bizi öteye taşıyacak hüzün, bu hüzündür ve selde de kütüğümüzdür.
Mailis Nalars